"Avrupa’nın Durumu, Türkiye’nin Gidişatı", Kader Sevinç

Avrupa’nın Durumu, Türkiye’nin Gidişatı

“Avrupa Birliği’nde daha çok Avrupa ve daha çok Birlik gerekiyor”.

Göçmen sorunu, mülteci akımları, Yunanistan krizi, sosyal güvenlik reformu, iklim değişikliği, dijital ekonomiye geçiş, ABD ile Transatlantik Ortaklık, Çin ile rekabet, Afrika’da insani kalkınma, İran ile nükleer anlaşma, Rusya’nın Kırım’ı işgali, enerji politikaları… Yeni krizler Avrupa’yı hazırlıksız yakalamayı sürdürüyor. Dün Yunanistan’ın Euro krizi birinci sıradayken, bugün mülteci dalgaları, yarın İngiltere’nin AB referandumu… Avrupa refah yıllarını daha güçlü, tutarlı, ileri bir federal Avrupa Birliği sistemi tesis edemeden harcayan siyasetçilerin günahlarının bedelini ödüyor.

Böylesine derin ve çok yönlü bir gündem karşısında AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker temel çözüm yöntemi olarak iki önemli hususa işaret etti: AB yetkileri ve eylem gücü ile daha güçlü bir kurumsal yapıya kavuşmalı ve de bu yönde üye ülkeler arasında daha uyumlu bir siyasal görüş birliği olmalı.

Junker’in bu içerikteki “Avrupa Birliği’nin durumu” konuşmasını gelenekselleşmeye başlayan şekilde, yeni yasama dönemi başında Avrupa Parlamentosu önünde yaptı. ABD’nin federal sisteminde Başkan’ın yıllık “Birliğin Durumu” konuşması önemli bir andır. AB Komisyonu’nun da seçimle göreve gelen ilk başkanı Juncker, sadece içeriği ile değil, simgeselliği açısından da önemli bir konuşma yaptı.

Mülteciler ve Avrupalılık

Beklendiği gibi mülteci krizi Juncker’in konuşmasının merkezindeydi ve son derece siyasiydi. Avrupa kültürünün önemli bir özelliğini gösterdi ve özeleştiri yaptı. Juncker konuşmasında mülteci krizinin birinci öncelik olduğunu söyledi. Ekonomik, siyasal ve ekolojik diğer sorunlara da atıfta bulunarak, keskin bir uyarı ile giriş yaptı: “AB şu anda kötü bir durumda”. Dünyanın en gelişmiş refah toplumu olsa da bu sorunları çözmek zorunda olan bir AB gerçeğine işaret etti. Bazı istisnalar dışında, AB ülkelerinin hükümetlerini de kıyasıya eleştirdi. Bir de iltifat ekledi: “Türkiye’yi, Ürdün’ü ve Lübnan’ı Suriyeli sığınmacılar konusunda yaptıkları için alkışlamak gerekir. Onlar bu konuda bizden daha Avrupalı olmayı başardılar”.

Avrupalı kimdir? Avrupa’yı Avrupa yapan nedir? Konuşmasında işte bu temel, varoluşsal soruları sorarak Avrupalı parlamenterleri önerdiği plana ikna etmeye çalıştı:

“Biz Avrupalılar olarak Avrupa’nın bir dönemde hemen hemen herkesin mülteci olduğu bir kıta olduğunu unutmamalıyız. Biz Avrupalılar sığınma hakkının neden en temel ve en önemli haklardan biri olduğunu bilmek ve asla unutmamak zorundayız. Günümüzde umut ışığını, Ortadoğu ve Afrika’nın erkek ve kadınlarının gözünde istikrar limanını temsil eden Avrupa’dır. Bu korkulacak değil, gurur duyulacak bir şeydir”.

İkna etti mi? Konuşmasına Avrupa Parlamentosu’nun siyasi parti liderlerinden gelen tepkilere göre, büyük çoğunluk artık bu çizgide. Hatta Hıristiyan Demokratların başkanı “mültecilere din ayrımı yapan bizden değildir, söz konusu olan insan haklarıdır” diyerek net bir ilkesel tutum beyan etti. Dünyada insani yardıma en çok maddi kaynak seferber eden AB, elini artık taşın altına daha fazla sokacak. Sadece para ile değil, aynı zamanda sosyal kabul ile.

Türkiye’nin Durumu

Juncker’in önerdiği mülteci krizi yönetimi planının “güvenli ülkeler listesi” kısmı Türkiye için önemli. Juncker konuşmasında Türkiye’yi Suriye’den gelen sığınmacılar konusunda överken, AB üyeliği süreci içinde olan Balkan ülkeleri ve Türkiye’den geçtiğimiz yıllarda binlerce sığınma talebi geldiğini de söyledi. “Güvenli ülkeler listesi” ülkelerinden bir AB ülkesinde sığınma talep eden kişiler şiddet gördükleri ve baskı altında olduklarını kanıtlamak zorunda olacak. Liste başvurusu kabul edilmeyen sığınmacıların AB ülkelerinden daha hızlı sınırdışı edilebilmelerini sağlayacak. Bu konuda Juncker’in çok dikkatleri çekmeyen şu ifadesi ise önemli: "Bu ülkeler bilmek zorunda ki listeden çıkarıldıklarında AB üyesi olma haklarını da kaybedecekler". Bu ifade “güvenli üye listesi” uygulamasının, AB’ye katılım süreci içindeki ülkeler için bir ölçeğe dönüşüp dönüşmeyeceği, üyelik müzakerelerinin kesintisine yol açıp açmayacağı sorusunu da gündeme getiriyor.

Krizlerin isimleri ve içerikleri değişse de işaret ettikleri temel konular hiç değişmiyor: demokrasi, güvenlik ve refah. Avrupa içinden geçmekte olduğu varoluşsal sorgulamayı sağlıklı geçiriyor olmalı ki, bunca soruna rağmen sığınmacılar için hala birinci adres olmayı başarıyor. Güvenli ülkeler arasında sayılan Türkiye ise bununla övünmeli fakat akabinde de daha çok çalışmalı. Demokrasi, güvenlik ve refah: temel konularda geriye gidiş verilerle sabit. Bu alanlarda iyiye giden bir Türkiye’nin ise, son mülteci krizi ile AB üyelik hedefi daha sağlam bir zemine kavuşur. Sığınmacılar Türkiye’den AB’ye gitmek için yaşamlarını tehlikeye atıyorlar. “Türkiye’nin durumu” hakkında daha ciddi özeleştiri gerekiyor. Daha çok Türkiye, daha çok birlik gerekiyor.

Kader Sevinç

10 Eylül 2015

[cm_simple_form id=2]
Bu yazı Uncategorized kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın