2014 ve ötesi: AB Genişleme sürecindeki ilerleme ve güçlükler

Brüksel, 8 Ekim 2014

Avrupa Komisyonu, bugün kabul ettiği bir dizi yıllık raporda, AB’ye katılmak isteyen Batı Balkan ülkeleri ve Türkiye’de geride kalan bir yıl içinde kaydedilen gelişmelerin yanı sıra önümüzdeki döneme yönelik güçlükleri değerlendirmektedir.

Genişleme Paketinin sunumu dolayısıyla yaptığı açıklamada Komisyon üyesi Štefan Füle şunları ifade etti: ”Bundan beş yıl önce, genişleme sürecinin inandırıcılığını ve dönüştürücü gücünü pekiştirmek üzere yola çıkmıştık. Üç sacayağına özel bir vurgu yapmıştık: 2012 yılı için hukukun üstünlüğü, 2013 için ekonomi yönetişimi ve bu yıl da kamu idaresi reformunu destekleyecek yeni fikirler üzerinde duruyoruz. Bugün bu yaklaşımımız meyvelerini vermeye başladı. Süreç inandırıcı ve yakın komşuluk bölgemizdeki istikrarı arttırarak ilgili ülkeleri adım adım dönüştüren reformlar yoluyla somut neticeler veriyor.”

Önce temel ilkeler

Bugün kabul edilen genişleme stratejisi, hukukun üstünlüğü, ekonomi yönetişimi ve kamu idaresi reformu temel ilkelerine dayalı yaklaşımı teyit etmektedir.

Hukukun üstünlüğü, genişleme sürecinin kalbi olmaya devam etmektedir: sürdürülebilir sonuçları gösterir sağlam bir karne için ilgili ülkelerin yargı reformu ile organize suçlar ve yolsuzlukla mücadele gibi sorunları katılım müzakerelerinin daha başlangıcında baş etmeleri gerekiyor.

Avrupa Sömestri deneyiminden çıkartılan derslerden yola çıkan Komisyon, genişleme ülkelerindeki ekonomi yönetişimini güçlendirmek amacıyla, daha fazla rekabet gücü ve büyüme için mali istikrar ve yapısal reformlara odaklanan Ulusal Ekonomi Reform Programlarının da yer aldığı [yöntemler] yoluyla bu ülkelerle olan işbirliğini daha da geliştirme süreçlerini başlatmıştır.

Yeni strateji, genişleme ülkelerinin çoğunda sınırlı idari kapasite, yüksek düzeyde siyasallaşma ve şeffaflık eksikliği ile zayıf bir nokta olarak ortaya çıkan kamu idare reformuna özel bir vurgu yapmaktadır.

Ülke bazında genel değerlendirme

Karadağ katılım müzakerelerinde yeni adımlar atmıştır. On iki fasıl açılmıştır. Hukukun üstünlüğüne ilişkin reformların uygulanmasına başlanmıştır. Artık somut sonuçlara ihtiyaç duyulmaktadır ve bu sonuçlar, katılım müzakerelerinin genel hızını belirleyecek temel unsur olacaktır.

Katılım müzakerelerinin başlatılması, AB’nin Sırbistan’la ilişkileri açısından bir dönüm noktası olmuştur. Müzakerelerin hızı, hukukun üstünlüğü ve Kosova’yla normalleşme süreci başta olmak üzere, temel konularda kaydedilecek olan ilerlemeye bağlı olması hasebiyle Sırbistan’ın reform önceliklerini sürdürülebilir bir şekilde yerine getirmesi gerekmektedir. Mevcut temel sorunların üstesinden gelinmesi ve ilişkilerin normalleşmesinde yeni bir aşamaya geçilmesi için Belgrad ile Priştine arasındaki diyalogda yeni bir ivmenin yaratılması gerekmektedir.

Eski Yugoslav Cumhuriyeti Makedonya ile süren katılım süreci, bir açmaza girmiştir. Başta ifade ve basın özgürlüğü ile yargı bağımsızlığı olmak üzere, son dönemde kaydedilen geriye gidişin tersine çevrilebilmesi için harekete geçilmesine ihtiyaç vardır. İsim konusunda müzakere edilmiş ve her iki tarafça kabul edilebilir nitelikte bir çözümün bulunabilmesine acil ihtiyaç bulunmaktadır. Hükümet ve muhalefet parlamentoda siyasi diyalogu yeniden tesis üzere adım atmalıdır.

Reform yönünde sarf ettiği çabalar ve gereken koşulluluğu (conditionality) yerine getirmek için kaydettiği ilerlemeler dolayısıyla Arnavutluk’a Haziran ayında aday statüsü tanınmıştır. Ülkenin çabalarını, reform ivmesini arttırarak pekiştirmek ve AB ile bütünleşme önündeki güçlükleri sürdürülebilir ve kapsayıcı bir şekilde aşmak üzerinde odaklaması gerekmektedir.

Bosna Hersek Avrupa ile bütünleşme yolunda bir duraklama yaşamaktadır. Ekim ayında düzenlenen genel seçimlerin ardından, ülkenin tek bir sesle konuşması; aciliyet arz eden sosyo-ekonomik reformları ele alması ve Avrupa gündeminde ilerleme kaydetmesi önem taşıyacaktır.

Mayıs ayında Kosova ile parafe edilen İstikrar ve Ortaklık Anlaşması, AB-Kosova ilişkileri açısından çok önemli bir dönüm noktası teşkil etmektedir. Şimdi Kosova’nın başta hukukun üstünlüğü olmak üzere, temel reformları yerine getirmesi gerekmektedir.

Türkiye’nin 2013 demokratikleşme paketi gibi reform taahhütlerinin uygulanmasına devam edilmiş, Kürt sorununun çözümüne yönelik adımlar atılmıştır. Ancak yargının bağımsızlığı ve temel hakların korunmasıyla ilgili olarak ciddi endişelere yol açan kimi nedenler ortaya çıkmıştır. Aktif ve inandırıcı katılım müzakereleri, AB-Türkiye ilişkilerinin potansiyelinden tam olarak faydalanılabilmesi için en uygun çerçeveyi sunmaktadır. Hukukun üstünlüğü ve temel haklarla ilgili fasılların müzakereye açılması, bu temel alanlardaki reformlar açısından bir yol haritası sağlayacaktır.

2014 Türkiye ilerleme raporuyla ilgili temel bulgular

Komisyonun 2014 Türkiye İlerleme Raporu, Türkiye tarafından geçen 12 ay içerisinde atılan önemli bir dizi adımı vurguluyor. Bunlar arasında bir demokratikleşme paketinin ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi İhlallerinin Önlenmesine İlişkin Eylem Planı’nın kabulü, AB ve Türkiye arasında Geri Kabul Anlaşması’nın imzalanması ve yürürlüğe girmesi, eşzamanlı başlatılan vize diyaloğu ve Kürt sorunun çözümüne ilişkin sürecin devam ettirilmesi yer alıyor.

Rapor aynı zamanda bir dizi endişenin de altını çiziyor. Yargının bağımsızlığını, etkinliğini ve tarafsızlığını gözardı eden yasaların çıkarılması, çok sayıda hakim ve savcının görev yerlerinin değiştirilmesi ve görevden alınmaları, ve hatta çok sayıda polisin tutuklanması ve sosyal medya yasakları bu endişelerin kaynağını oluşturuyor. Türk demokrasisiyle ilgili temel konularda bile acele ile ve paydaşlarla yeterli istişarede bulunmadan yasa yapma ve karar alma eğilimi de bir endişe kaynağıdır. Tüm bunlar, hukukun üstünlüğü ve temel özgürlükler alanında yapılacak reformların Avrupa standartlarına uygun olması için gerek ülke içinde gerekse AB ile etkin bir diyalog sürecinin başlatılması gerekliliğini ortaya koymaktadır.

Siyasi Kriterler

Özellikle 3. ve 4. Yargı reformu paketleri ve Eylül 2013 demokratikleşme paketinde açıklanan önlemlerin kabul edilmesi ve uygulamaya konulması ile reform çabaları devam etmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi İhlallerinin Önlenmesine İlişkin Eylem Planı’nın kabulü Türkiye’deki yasal çerçeve ve uygulamanın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarıyla uyumlulaştırılması yönünde atılmış önemli bir adımdır. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru prosedürünü uygulamaya devam etmiştir. Mahkemenin temel hakların korunmasını güçlendirmeye yönelik aldığı önemli kararlar, ülkedeki anayasal sistemin direncini göstermektedir.

Parlamento ayrıca Kürt sorunun çözümüne yönelik sürece yasal bir çerçeve sağlama yönünde önemli bir yasayı kabul etmiştir. Bu yasa ile çözüm sürecinin temeli sağlamlaşmakta ve Türkiye’deki istikrar ve insan haklarının korunması konularına olumlu katkı sağlanmaktadır.

Ancak, yargı ve ifade özgürlüğü konularındaki belirli gelişmeler endişe yaratmıştır. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısıyla ilgili daha sonra iptal edilen değişiklikler ve bunu takiben yaşanan görevden alınmalara ek olarak pek çok hakim ve savcının görev yerlerinin değiştirilmesi yargı bağımsızlığı, etkinliği ve tarafsızlığı konularına ek olarak hukukun üstünlüğü ve kuvvetler ayrılığı ile ilgili endişelere neden olmuştur.

Internet yasası da dahil olmak üzere ifade özgürlüğünü kısıtlayan yasalar çıkarılmış, daha sonra Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş olsa da YouTube ve Twitter yasakları ile bu özgürlüğün etkin bir şekilde kullanılması pratikte yasaklanmıştır.

Siyasi iklime kutuplaşma hakimdir. İktidardaki çoğunluk tarafından teklif edilen ve Türk demokrasisi ile ilgili temel konuları da kapsayan yasalar parlamentoda yeterli tartışma veya paydaşlar ve sivil toplum ile yeterli istişare yapılmadan kabul edilmiştir. Bu durum, AB’nin Türkiye ile hukukun üstünlüğü konularındaki işbirliğini geliştirmesinin öneminin altını çizmektedir. Bu iki başlıkla ilgili müzakerelerin başlayabilmesi amacıyla, 23. (Yargı ve Temel Haklar) ve 24. (Adalet, Özgürlük ve Güvenlik) başlıkların açılış kriterlerinde anlaşılması ve derhal Türkiye’ye bildirilmesi hem Türkiye hem de AB’nin çıkarınadır.

Bölgesel konular ve uluslararası yükümlülükler çerçevesinde, Türkiye, Kıbrıs’taki iki topluluğun liderleri arasında BM Genel Sekreterliğinin arabuluculuğunda gerçekleştirilen kapsamlı müzakerelerin devamını desteklemiştir. Türkiye’nin yapıcı açıklamalar ve somut adımlarla bu desteği sürdürmesi beklenmektedir. Buna ek olarak, Türkiye Ortaklık Anlaşması’nın Ek Protokolü’nü tam ve ayrım gözetmeksizin uygulama konusundaki yükümlülüğünü hala yerine getirmemiştir.

Ekonomik Kriterler

Türkiye işleyen bir piyasa ekonomisidir. 2012’de yıllık GSYİH artışının %2,2’ye gerilemesinin ardından Türkiye ekonomisi 2013 yılında yeniden %4 oranında büyümüştür. Ancak güçlü bir şekilde genişleyen işgücü nedeniyle işsizlik oranında artış olmuştur. Cari açık da halen yüksek seviyededir.

Türkiye’nin yakın geçmişteki ekonomik performansı ülke ekonomisinin hem yüksek potansiyelini, hem de devam eden dengesizliklerini gözler önüne sermektedir. Daralma sürecinde olmakla beraber halen yüksek seviyede seyreden yapısal cari açığın finansmanında sermaye girişlerine olan bağımlılık, Türkiye’yi global risk algılarındaki değişimlere karşı kırılgan bir noktada tutarak yüksek döviz kuru dalgalanmalarına ve ekonomik faaliyette ani iniş çıkış dönemlerine neden olmaktadır.

Enflasyonun görece yüksek olması halen önemli bir sorun teşkil etmeye devam etmektedir. Makroekonomik politika karışımının yeniden dengelenmesi para politikaları üzerindeki yükü hafifletmekte yardımcı olabilir. Orta ve uzun vadede mal, hizmet ve iş piyasalarının işlevinin yapısal reformlarla iyileştirilerek uluslararası alanda rekabet edilebilirliğin geliştirilmesi elzemdir. Bu reformlar yargı sistemi, idari kapasite ve devlet yardımlarının şeffaflığında yapılacak iyileştirmeler ile açık, adil ve rekabete dayalı bir kamu ihaleleri sistemi ile beraber gerçekleştirilmelidir.

AB Mevzuatı

Türkiye’nin AB müktesebatına uyum çabaları devam etmiştir. 2013 yılında bir müzakere başlığı açılmıştır. Trans-Avrupa ağları ve 24. başlık altındaki temel alanlar, özellikle göç ve sığınma politikaları ile ilgili gelişmeler özellikle dikkate değerdir. AB-Türkiye arasındaki geri kabul anlaşması ve vizelerin kaldırılmasına yönelik yol haritasının uygulanmasına devam edilmesi beklenmektedir. Özellikle yargı ve temel haklar, sosyal politika ve istihdam alanlarında, çalışma kanunu ve iş sağlığı ve güvenliği özelinde ciddi ilerleme sağlanması gerekmektedir.

Katılım müzakerelerinde gelinen durum

AB ile katılım müzakereleri 3 Ekim 2005 tarihinde başlamıştır. Toplamda 33 müzakere başlığının 14’ü açılmış ve bunlardan biri geçici olarak kapatılmıştır. Türkiye’nin Ortaklık Anlaşması Ek Protokolü’nü tam olarak uygulamaması nedeniyle, AB Aralık 2006’da, Türkiye yükümlülüklerini yerine getirene kadar, sekiz müzakere başlığının açılamayacağına ve hiçbir başlığın geçici olarak kapatılamayacağına karar vermiştir.

Önemli Tarihler

Eylül 1959: Türkiye’nin Avrupa Ekonomik Topluluğuna (AET) ortaklık başvurusu yapması

Eylül 1963: Ekonomik işbirliğini geliştirmeye ve Türkiye ile AET arasında bir Gümrük Birliği kurulmasına yönelik Ortaklık Anlaşması’nın imzalanması

Nisan 1987: Türkiye’nin Avrupa Ekonomik Topluluğuna resmen üyelik başvurusu yapması.

Ocak 1995: Türkiye ve AB arasında bir gümrük birliği kurulmasına yönelik anlaşmanın imzalanması

Aralık 1999: AB Konseyinin Türkiye’yi aday ülke olarak tanıması

Aralık 2004: AB Konseyinin Türkiye ile katılım müzakerelerine başlama kararı alması

Ekim 2005: Katılım müzakerelerinin başlaması

Aralık 2006: Konseyin, Türkiye, Ortaklık Anlaşmasının Ek Protokolü’nün tam ve ayrım gözetmeksizin uygulanması ile ilgili yükümlülüğünü yerine getirene kadar 8 müzakere başlığının açılmaması ve hiçbir başlığın kapatılmaması kararını alması

Mayıs 2012: Avrupa Komisyonu ve Türkiye’nin Türkiye’ye yönelik Pozitif Gündem’in uygulanmasına başlaması

Kasım 2013: Bölgesel Politika ve Yapısal Araçların Koordinasyonu ile ilgili 22. başlığın açılan 14. müzakere başlığı olması

Aralık 2013: AB-Türkiye Geri Kabul Anlaşması’nın eşzamanlı başlatılan vize muafiyeti diyaloğu ile paralel olarak imzalanması

Ekim 2014: AB-Türkiye Geri Kabul Anlaşması’nın yürürlüğe girmesi

Daha fazla bilgi için:

http://ec.europa.eu/enlargement/countries/strategy-and-progress-report/index_en.htm

Ön bilgi

KARADAĞ: Aday ülke- 2008 yılında başvurdu, 2010’da adaylık statüsü kazandı. Katılım müzakereleri Haziran 2012’de başladı. On iki müzakere faslı açıldı, bunlardan iki tanesi geçici olarak kapatıldı. Tarama süreci Mayıs 2014’te tamamlandı. Hukukun üstünlüğü fasılları, 23. Fasıl (yargı ve temel haklar) ve 24. Fasıl (adalet, özgürlük ve güvenlik), Karadağ’ın bu fasıllara ilişkin kapsamlı eylem planını kabul etmesinin ardından Aralık 2013’de açıldı.

SIRBİSTAN: Aday ülke – 2009 yılında başvurdu, Mart 2012’de adaylık statüsü kazandı. Belgrad ve Priştina arasında AB’nin ön ayak olduğu diyalog Mart 2011’de başlatıldı. Belgrad ve Priştina, ilişkilerin normalleşmesini düzenleyen ilkeler üzerinde ilk anlaşmaya Nisan 2013’te vardı. Reformların ivmesi Sırbistan’da da arttırıldı. Avrupa Birliği Konseyi Haziran 2013’te katılım müzakerelerini başlatma kararı aldı ve Sırbistan’ın katılım müzakerelerine ilişkin ilk Hükümetler arası Konferans Ocak 2014’te toplandı. AB’ye katılım müzakereleri devam etmektedir. Müktesebatın analitik incelemesi, ya da tarama süreci devam etmekte olup Mart ayında tamamlanması planlanmaktadır. İstikrar ve Ortaklık Anlaşması (İOA) 1 Eylül 2013 tarihinde yürürlüğe girdi.

ESKİ YUGOSLAV MAKEDONYA CUMHURİYETİ : 2005’ten bu yana aday ülke. Ülke siyasi kriterleri yeterli şekilde yerine getirmeye devam etmekte olup AB müktesebatına uyumu ileri düzeydedir. Komisyon katılım müzakerelerini açma tavsiyesini halen sürdürmektedir ancak geçtiğimiz yıllarda yaşanan geriye gidişlerden üzüntü duymaktadır. Komisyon tavsiyesinin önümüzdeki yıllarda da geçerli olabilmesi amacıyla artan siyasallaşma eğilimleri ve yargının bağımsızlığı ve ifade özgürlüğüne ilişkin sorunların ortadan kaldırılması için kararlı adımlar atılmalıdır. Başta parlamentoda olmak üzere siyasi tartışma ortamının yaratılması ve parlamentonun gerektiği şekilde işlerlik kazanması için uygun şartların sağlanması hem hükümetin hem de muhalefetin sorumluluğudur. Komisyon art arda altı yıl katılım müzakerelerinin açılmasını tavsiye etmiştir. Konsey bu konuda henüz bir karar almamıştır. Komisyon’a göre, tarama süreci ve müzakere çerçevesine ilişkin münazaralar devam etseydi bu süreç isim sorununa müzakere edilmiş ve karşılıklı kabul edilebilir bir çözüm bulunmasına yönelik şartların oluşturulmasına katkı sağlayabilirdi.

ARNAVUTLUK : Aday ülke – 2009 yılında başvurdu; Komisyon’un, başta yargı, ve organize suç ve yolsuzlukla mücadele alanlarında olmak üzere Arnavutluk’un reformları uygulamaya ve güçlendirmeye devam ettiği yönündeki değerlendirmesi çerçevesinde Haziran 2014’te adaylık statüsü kazandı. Uyuşturucuyla bağlantılı suçlara yönelik büyük operasyonlar vasıtasıyla bu alandaki çalışmalar devam etmektedir. Katılım müzakerelerinin açılması için, Arnavutluk’un, özelikle hukukun üstünlüğüne ilişkin olmak üzere öncelikli alanlarda reformları güçlendirmesi ve arttırması gerekmektedir. Başta parlamentoda olmak üzere siyasi tartışma ortamının yaratılması ve parlamentonun gerektiği şekilde işlerlik kazanması için uygun şartların sağlanması hem hükümetin hem de muhalefetin sorumluluğudur.

BOSNA HERSEK : Aday adayı – Batı Balkanlar’daki diğer ülkeler gibi bir Avrupa perspektifi vardır. İstikrar ve Ortaklık Anlaşması halen yürürlüğe girmediğinden ülke Avrupa entegrasyonunda duraklama sürecindedir. Bosna Hersekli liderler Ekim ayındaki genel seçimlerin ardından kararlı şekilde kapsamlı bir reform gündemini uygulamaya koymalıdırlar. AB yolunda ilerlemek için, yurttaşların sosyo-ekonomik endişelerini dikkate almalı ve hükümetin her kademesinde kurumların verimliliği ve işlerliğinin yanı sıra aralarındaki koordinasyonu da arttırmalıdır.

KOSOVA: Aday adayı – Batı Balkanlar’daki diğer ülkeler gibi bir Avrupa perspektifi vardır. Belgrad ve Priştina arasında AB’nin ön ayak olduğu diyalog Mart 2011’de başlatıldı. Belgrad ve Priştina, ilişkilerin normalleşmesini düzenleyen ilkeler üzerinde ilk anlaşmaya Nisan 2013’te vardı. Kosova ile İstikrar ve Ortaklık Anlaşması Müzakereleri tamamlanarak Temmuz 2014’te parafe edildi.

TÜRKİYE: Aday ülke – 1987’de başvurdu. Katılım müzakereleri Ekim 2005’te başladı; 14 fasıl açıldı ve bunlardan biri geçici olarak kapatıldı. 22. Fasıl – bölgesel politika ve yapısal araçlar – Kasım 2013’te resmen açıldı. Komisyon, AB’nin ülkede reformların itici gücü olarak kalabilmesi için Türkiye ile irtibatını geliştirmesinin önemini vurgulamaktadır.

İZLANDA: İzlanda hükümetinin aldığı karara istinaden katılım müzakereleri Mayıs 2013’ten bu yana askıya alınmıştır.

[cm_simple_form id=2]
Bu yazı Uncategorized kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın