AB Komiseri Füle: Gezi Parkı’ndaki gösterilere polisin aşırı güçle müdahalesini eleştirdi ve böyle du rumların “demokraside yeri olmadığını söyledi

AB Bakanlığının düzenlediği İstanbul Konferasında konuşan Avrupa Komisyonu üyesi Stefan Füle, demokraksiye vurgu yaptı.Stefan Füle,Başbakan Erdoğan’a Avrupa değerleri tesis edelim mesajını verdi.

Füle’den Gezi Parkı mesajı: Soruşturma başlatılsın, hesap sorulsun

Avrupa Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Stefan Füle "Küresel Sorunlar Karşısında Türkiye ve AB İçin Ortak Gelecek" konferansı kapsamında yaptığı konuşmada Gezi Parkı’ndaki gösterilere polisin aşırı güçle müdahalesini eleştirdi ve böyle durumların "demokraside yeri olmadığını" söyledi.

Hürriyet’in önceden ulaştığı konuşma metnine göre, Füle sözlerine 11 gündür Gezi Parkı ve çevresinde yaşanan olaylarla ilgili konuşarak başladı.

Füle, "Bu konferansın konusu olan ortak geleceğimizden bahsetmeden önce şu anı gözardı edemeyiz. Burada toplantı yerinden sadece birkaç yüz metre ileride bir haftadan fazladır devam eden olayların adını anmamak çok güç" dedi.

– ÖZGÜRLÜKLER VURGUSU

Avrupa Birliği üyelerinin de üye olmak isteyen ülkelerinin de görevinin mümkün olan en yüksek demokratik standartlara ve pratiklere ulaşmayı arzulamak olduğunu vurgulayan Füle, "Bunlar bir kişinin fikrini ifade özgürlüğünü, barışçıl bir şekilde toplanma özgürlüğünü ve medyanın olanları olduğu gibi bildirme özgürlüğünü kapsıyor" diye konuştu.

Füle, "İyi örnekler, kendilerini meclisteki çoğunluk tarafından temsil ediliyormuş gibi hissetmeyenler dahil, toplumun ihtiyaçlarına ve beklentilerine yakın ilgi göstermeyi de kapsar" derken, demokratik toplumlarda barışçıl protestoların bu kişilerin görüşlerini ifade etmek için meşru bir yol olduğunu vurguladı.

Füle, hükümetin aşırı güç kullanımını kabul etmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirerek, "Şimdi asıl önemli olan sadece hızlı ve şeffaf bir soruşturma başlatılması değil aynı zamanda sorumluların hesap vermesinin de sağlanmasıdır" dedi.

"ERDEMLERİNİZİ GÖSTERİN"

Füle konuşmasının sonunda Başbakan Erdoğan’ın teröre bir son verip Türkiye’nin güneydoğusuna barış ve refah getirmek ve Kürt sorununu çözmek adına gösterdiği sonuç veren çabaları olduğunu belirterek, "Bu durum barış, diyalog ve angajman erdemlerine sahip olduğunuzu gösterir. Aynı erdemler İstanbul’da ve Türkiye’nin diğer yerlerinde yaşanan gelişmeler bağlamında da üstün gelmelidir" diye konuştu.

"Geçtiğimiz yıl beni Ankara’da kabul ettiğinizde Avrupa Birliği’ne ‘değerlerinden vazgeçmeme’ çağrısı yaptınız. Bunlar bilgece sözlerdi ve ben de size ‘AB üyeliğinden vazgeçmeme’ çağrısı yaptım. Gerçekten de Avrupa Birliği’nin üyeleri, Avrupa Birliği’ne üyelik – bunların hepsi bağlantılıdır" diyen Füle sözlerini şöyle sonlandırdı:

"Burada önünüzde duruyorum ve bugün Türkiye’ye -sizin sözlerinizle ifade edeyim- özgürlük ve temel haklarla ilgili ‘değerlerinden vazgeçmeme’ çağrısı yapıyorum. Ve şunu söylememe de izin verin, bizim tarafımızda ‘Türkiye’nin AB üyeliğinden vazgeçmeye’ niyetimiz yok. Birlikte başarılı olmak zorundayız."

ABHaber,Füle’nin konuşma metnini yayımlıyor:

Komisyon Üyesi Stefan Füle’nin, "Küresel Sorunlar Karşısında Türkiye ve Avrupa Birliği İçin Ortak Gelecek”konulu konferansta yaptığı konuşma.

7 Haziran 2013, Istanbul

Sayın Başbakanlar, Bakanlar, Hanımefendiler ve Beyefendiler,

Bu konferansın konusu olan ortak geleceğimizden söz etmeden evvel, bugünkü gelişmeleri göz ardı edemeyiz. Bugün bir araya geldiğimiz yerden sadece birkaç yüz metre ileride bir haftayı aşkın bir süredir yaşanmakta olan olaylara değinmeden edemeyeceğim. Gerek Avrupa Birliği’ne Üye gerekse üyelik yolundaki ülkeler olarak, hepimizin görevi mümkün olan en yüksek demokratik standartları ve uygulamaları hedeflemektir. Bir kimsenin düşüncelerini ifade etme özgürlüğü, barışçıl biçimde toplanma özgürlüğü ve medyanın gelişmeleri yaşandığı gibi bildirme özgürlüğü bu hedefler arasında yer alır.

Bu doğrultuda iyi uygulamalar, Parlamento çoğunluğu tarafından temsil edilmediğini düşünen gruplar da dahil olmak üzere, toplumun ihtiyaç ve beklentilerini özenle dikkate almayı kapsar. Barışçıl gösteriler demokratik bir toplumda bu grupların görüşlerini ifade etmeleri için meşru bir yoldur. Bu gösteriler karşısında polisin aşırı güç kullanmasının bu tür bir demokraside yeri yoktur. Bunun hükümet tarafından da kabul edilmiş olmasından memnuniyet duyuyorum. Şu anda önemli olan sadece bir an evvel şeffaf bir soruşturma sürecinin başlatılması değil aynı zamanda sorumlulardan hesap sorulmasıdır.

Demokrasi yalnızca seçim kampanyaları sırasında değil her gün emek isteyen bir disiplindir. Tartışma, istişare ve uzlaşı gerektirir. Göreve başladığım ilk günden itibaren Türkiye’deki tartışmaların açık ve hararetli biçimde yapılmasını hep takdir ettim. Bu ruhun korunmasını ancak bir o kadar da ahenk içerisinde etkili bir karar alma sürecine dönüşmesini tüm samimiyetimle diliyorum. AB’ye katılım sürecinin canlandırılması ve hak ve özgürlüklere riayet edilmesi suretiyle demokrasinin güçlendirilmesi bir elmanın iki yarısı gibidir. Şimdi de madalyonun öteki yüzüne bakalım;

Altı ay önce Avrupa Birliği’ne Üye Devletler, katılım müzakerelerine yeniden ivme kazandırılmasının her iki tarafın da menfaatine olduğunu ifade ettiler.

Birkaç hafta önceyse, Avrupa Birliği Konseyi Başkanı Sayın Herman Van Rompuy Türkiye’ye tarihi bir ziyaret gerçekleştirerek, Türkiye’nin Avrupa Birliği için büyük öneme sahip olduğunu teyit etti. Bu amaçla Rompuy Ankara’da yaptığı konuşmasında “Avrupa ve Türkiye arasında yeni ve daha sağlam köprüler kurulmasından” söz etti.

Bu güzel sözleri artık hayata geçirmek için bütün imkânların elimizde olduğuna inanıyorum.

Bu çerçevede, birkaç yıl sonra bizleri nasıl bir yerde tahayyül ettiğimi sizlerle paylaşmak isterim;

· Daha derin, çok katmanlı ve daha genişleme dostu bir Avrupa Birliği.

· Daha güçlü ve daha demokratik, değişen ve dönüşen, ve onun demokrasi, refah ve istikrarıyla bütünleşmek isteyen komşu ülkelere de ulaşan bir Avrupa Birliği.

· Türkiye’yi, o zaman gündemdeki meseleler ya da siyasi çoğunluk ne olursa olsun, yaşam tarzlarının, inanç ve kültürlerin –karşılıklı saygı ve toplumun tüm katmanları arasında daimi bir diyalog temelinde– bir arada barış içerisinde yaşayabilmesini sağlamış demokratik ve müreffeh bir ülke olarak tahayyül ediyorum.

· Geniş tabanlı, kapsayıcı ve sivil toplumun beklentileriyle şekillenen, halkın güvenini tesis etmeye yardımcı olan bir katılım süreciyle şimdikinden daha yakın Türkiye- Avrupa ilişkileri.

· Avrupa’ya vizesiz seyahat edebilen Türkiye vatandaşları.

· Van’dan Helsinki’ye İstanbul’dan Lizbon’a mal ve hizmetlerin hiçbir engel olmaksızın dolaştığını (tahayyül ediyorum).

· Türkiye’nin dört bir yanındaki yepyeni boru hatlarıyla Avrupa Birliği’ne ulaşan Hazar ve Orta Asya gazı – ve kim bilir belki bir de Doğu Akdeniz gazı –

· Açılıp kapanan birçok fasıl, ve AB’nin reformlar için bir ölçüt olmaya devam ettiği bir ortamda şüphesiz ciddi ilerleme kaydedilmiş bir müzakere süreci (tahayyül ediyorum)

· İki eşit toplumu yeniden birleştiren kapsamlı bir çözümle sonuçlandırılan Kıbrıs sorunu.

Bütün bunları dinledikten sonra bana şüpheyle bakan yüzler görüyorum, şimdi biraz da geçmişe götürmek isterim sizleri. Bir buçuk yıl önce Türkiye ve Avrupa’daki yorumcular ve gözlemciler hep bir ağızdan Avrupa Birliği-Türkiye ilişkilerinin can çekişmekte olduğunu ilan ettiler.

Bakan Egemen Bağιş ve ben, katılım sürecinin yeniden rayına oturtulmasına yardımcı olmak üzere Türkiye’ye yönelik bir Pozitif Gündem çalışması yapmayı düşündük.

Peki somut olarak neler yaptık?

Katılım müzarekerelerinde bir durgunluk dönemi yaşanmaktaydı. Biz de Türkiye’nin Avrupa Birliği standartları ve politikalarına uyumunu sağlamak üzere çok çalıştık. Türkiye cephesinde “hak ediyoruzculuğu” yani ilerlemenin kazanılan değil hak edilen bir şey olduğu kavramını, Avrupa Birliği cephesindeyse katılım müzakerelerinin rolüne ilişkin şüpheleri bir kenara ittik.

Böylece, henüz sonbaharda Yargı ve Temel Haklar (23. Fasıl) dahil, halen bloke edilmiş olan bazı fasıllarda önemli koşul ve gerekliliklerin yerine getirilmiş olduğu haberini Egemen’e verebildim.

Vize, mobilite ve göç konularına ilişkin karşılıklı endişe ve taleplerimizde ilerleme kaydetmenin ilişkilerimize ciddi bir ivme kazandıracağını gördük. O zamandan bu yana Komisyon, vize serbestisine ve geri kabul anlaşmasının uygulanmasına zemin hazırlayacak iddialı bir vize yol haritası hazırladı.

Enerji alanında işbirliğinin geliştirilmesinin her iki taraf için de ne kadar yararlı olacağını gördük. Böylece işbirliğimizi koordine etmek üzere geliştirilmiş bir enerji gündemi ve diyaloğu oluşturduk. Çalışma arkadaşım Günther Öttinger ve Bakan Taner Yildiz bu gündem üzerinde çalışmaya devam etmektedir.

Dış politikada ortak bir yaklaşımın her iki tarafı da güçlendireceğini gördük. Böylece Avrupa Birliği ve Türkiye arasında diyalog ve işbirliğini geliştirmeye karar verdik. Bakan Davutoğlu ile Yüksek Temsilci Cathy Ashton telefonda konuşmadan tek bir hafta bile geçirmiyorlar. Özellikle akan kanı durdurmak üzere beraberce siyasi çözümü teşvik etmeye çalıştığımız Suriye krizi bağlamında yoğun görüşmeleri devam ediyor. Bu bağlamda topraklarınıza sığınan binlerce ve binlerce Suriyeli mültecinin ihtiyaçları karşısında Türk halkının göstermiş olduğu cömertlik ve Türkiye’nin yürüttüğü son derece profesyonel çalışmaları Avrupa Birliği büyük bir takdir ve şükranla karşılamaktadır. Bu mültecilere yardımcı olmak amacıyla Türkiye’ye 27 milyon € destek sağlayabildiğimiz için mutluyum. Daha dün Avrupa Komisyonu Suriye halkına ve komşularına destek olmak amacıyla 400 milyon €’luk ilave fon sağlamaya karar vermiştir.

Bu krize siyasi bir çözüm bulunması konusunda kilit bir role sahipsiniz – bu çerçevede Suriye ve tüm bölgenin geleceği için her zamankinden daha yakın işbirliği içerisinde olmamız da son derece önemlidir.

Şu ana kadar kaydettiğimiz en büyük başarı olan Gümrük Birliği’nin aynı zamanda her iki tarafta da bazı hoşnutsuzluklara yol açtığını gördük. Bu sebepten dolayı, Gümrük Birliğini gözden geçirerek onu her iki tarafın da menfaatine olacak şekilde geliştirmenin yollarını aramaya karar verdik.

Yeni fasıllar açılmamış olsa da, bu hiçbir gelişme kaydedilmedi anlamına gelmemektedir. Bilakis, Avrupa Birliği 2007-2013 dönemi için Türkiye’ye 4.9 milyon € tahsis etmiştir. Bu destek ile Türkiye’yi AB standartları ve politikalarına daha da yakınlaştırdık.

Hanımefendiler ve Beyefendiler,

Bir başka deyişle, pozitif gündem sonuç vermiştir! Pozitif gündem katılım sürecinde bir köprü vazifesi görmeyi amaçlamış ve bunu da başarmıştır. Bugün müzakerelerin öldüğünü ilan etmeye kim cesaret edebilir ki?

Bölgesel politika ile ilgili faslın müzakerelerini başlatma aşamasındayız. Bu da AB’nin zengin ve yoksul bölgeler arasında dayanışma politikasına Türkiye’nin hazırlanması için önemli bir adım teşkil etmektedir.

Siyasi reformlar konusuna gelince, Türkiye temel haklara saygı noktasında önemli kilometre taşı niteliğindeki yargı reform paketlerini benimsemiştir. Bu fırsattan istifade ederek Sayın Ergin’e yaptığı çalışmalardan dolayı takdirlerimi sunmak istiyorum. Bilhassa 4. yargı reform paketi ileriye dönük olarak atılan önemli bir adımı teşkil etmektedir. Bununla birlikte, yaşanmakta olan olayların da ortaya koyduğu üzere –Kopenhag siyasi kriterlerine tam uyum amacıyla daha adım atılması gerekmektedir.

Kısaca toparlamak gerekirse, geçtiğimiz yıl içerisinde iyi ilerleme kaydedilmiştir. Ancak şimdi yeni bir boyuta geçerek, süreci önümüzdeki yıllarda daha da ileriye götürecek gerçek anlamda sürdürülebilir bir ivme yaratmalıyız. Geçen ay Brüksel’de bölgesel politika faslından bahsederken, Sn. Davutoğlu tek bir çiçek bahar geldi anlamına gelmez demişti. Kendisine katılıyorum, başarılı olduğumuzu ilan edebilmek için büyüyen bir bahçeye ihtiyacımız var. Şu an tohumları ektik. Birlikte onları sulayarak daha da besleyelim.

Daha somut olarak ifade etmek gerekirse, aşağıda belirteceğim öncelikler üzerinde çalışmalıyız:

Kısa süre önce yapılan siyasi reformlara zemin hazırlayan diyaloğu, tıpkı pozitif gündemde olduğu gibi aynı yapıcı ruhla sürdürmemizi öneriyorum. Bu aynı zamanda, uygulamada temel hakların nasıl sağlanacağını ve bu haklara yönelik kısıtlamaların katı bir çerçevede, spesifik ve orantılı bir biçimde yapılabileceğini içermektedir. Kaydedilen ilerlemeyi pekiştirebilecek ve 5. reform paketini de gündeme getirebilecek bu çabaları destekleyeceğimizden emin olabilirsiniz. Ben şahsen katılım sürecinde iki kilit faslın, yani Yargı ve Temel Haklar konusundaki 23. fasıl ile Adalet, Özgürlük ve Güvenlik konusundaki 24. faslın, müzakerelere açılabilmesi için elimden gelen her türlü gayreti göstermeye devam edeceğim.

Vizesiz seyahat ile geri kabul konusuna gelecek olursak, gelin vize diyaloğunu geri kabul anlaşmasının imzalanmasına paralel olarak başlatalım! Bu bize nihai hedefimiz olan, Türk vatandaşlarının Schengen bölgesindeki 26 ülkeye vizesiz seyahat etmesi yönünde, sorunsuz bir şekilde ilerleme imkânı sunacaktır.

Katılım müzakereleri konusunda ise, yeni sendika kanununun kabul edilmesi yoluyla kaydedilen mühim ilerlemeyi daha da ileriye götürmeliyiz. Bununla birlikte, eğer İstihdam ve Sosyal Politika faslını önümüzdeki sömestr müzakerelere açmak istiyorsak o zaman atılması gereken bir adım daha bulunmaktadır. Bu konuyla ilgili olarak Sn. Egemen Bağış, Sn. Çelik ve Türkiye ile Avrupa’daki sosyal ortaklarımızla çalışmaya devam edeceğiz.

Ancak bu yapılanlar halen yeterli değerlidir: katılım müzakerelerinde vitesi tepeye yükseltmek istiyoruz. Türk dostlarımın tek taraflı olarak bloke edilen fasıllar konusundaki hoşnutsuzluğunu anlıyorum. Sebepleri her ne olursa olsun, bu engellemeleri aşabilmek için yoğun bir çaba sarf ediyorum. Ayrıca, Katma Protokolün eksiksiz ve ayırım gözetmeksizin uygulanması da katılım sürecine ivme kazandıracaktır: bu şekilde, birkaç fasıl açılabilir ve bazı fasıllar da süratle kapatılabilir.

Ele almamız gereken bir başka önemli öncelik de ekonomilerimizdir. Her iki taraf için de önemli getirileri olan Gümrük Birliği’nin başarı hikayesinin devam etmesi ve daha da geliştirilmesi için birlikte başarılı bir şekilde çalışmaya devam edeceğiz. Gümrük Birliği, Türk ekonomisinin hem Avrupa pazarlarına hem de küresel pazarlara entegrasyonunu sağlamıştır.

Komisyon, ayrıca ABD ile planlanan Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı konusunda Türkiye’nin taşıdığı haklı endişelere, ve bu süreçteki rolüne, yanıt vermeye hazırdır. Bu alandaki fırsatları değerlendirmek amacıyla Türkiye ile ABD arasında ikili çalışma grubunun oluşturulması kararını memnuniyetle karşılıyoruz. Türkiye’yi ticarette sürdürülebilirlik çalışmamıza dahil edeceğiz, ayrıca müzakereler sırasında kaydedilen gelişmeler hususunda da bilgilendireceğiz.

Hanımefendiler ve beyefendiler,

Sözlerime bir çağrı ile son vermek istiyorum. Kıbrıs konusunu nihai çözüme kavuşturmak için önümüzde tarihi bir fırsat olduğuna yürekten inanıyorum. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yeni seçilen Cumhurbaşkanı kapsamlı bir çözüme varılması konusuna içtenlikle bağlı. Ülkesinin içinden geçtiği ciddi ekonomik çalkantılar nedeniyle ve [müzakerelerde] yıllarca süren tıkanıklık sonrasında, biraz daha sabra ihtiyaç var – BM nezdindeki görüşmeler tekrar başlayana dek sadece birkaç ay daha beklemeye değer. Gelin bu girişime hepimiz ciddi bir başarı şansı tanıyalım.

Sayın Başbakan,

Ülkenizi zehirleyen terör şiddetine bir son vermek, Türkiye’nin güneydoğusuna barış ve refah getirmek ve Kürt meselesini çözmek üzere sarf ettiğiniz sayısız çabalar meyve vermeye başladı. Bu durum sabır, diyalog ve ilişki tesis etmenin erdemini ortaya koymaktadır. Aynı erdem, burada İstanbul’da ve Türkiye’nin başka yerlerinde meydana gelen gelişmeler karşısında da gösterilmelidir.

Geçen yıl beni Ankara’da kabul ettiğinizde Avrupa Birliği’ne "değerlerinden vazgeçmeme" çağrısında bulundunuz. Bunlar bilgece sözlerdi. Ben de size "AB’ye katılımdan vazgeçmemeniz" çağrısında bulunarak yanıt vermiştim. Aslında, gerek Avrupa Birliği değerleri gerekse Avrupa Birliğine katılım olsun, bunların hepsi birbiriyle bağlantılıdır.

Ben de şimdi huzurunuzda, Türkiye’ye "temel hak ve özgürlüklerden vazgeçmeme" çağrısında bulunuyorum. Sizi temin ederim ki, Türkiye’nin "Avrupa Birliğine katılımından vazgeçmek" gibi bir niyetimiz yok.

Yeni bir fasıl açmak ve katılım müzakerelerinde ilerleme kaydetmek suretiyle, birlikte yeni ve sürdürülebilir bir ivme yaratmak durumundayız. Bunu tehlikeye atabilecek her türlü riski bertaraf etmeliyiz.

Birlikte mutlak surette başarıya ulaşacağımıza inanıyorum.

Teşekkür ederiz!

İlginiz için çok teşekkür ederim.

[cm_simple_form id=2]
Bu yazı Uncategorized kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın