CHP Genel Başkan Yardımcısı Faruk Loğoğlu: ‘Özrün mimarı Obama’dır’

Faruk LoðoðluCHP Genel Başkan Yardımcısı Faruk Loğoğlu’nun
İsrail’in özür dilemesiyle ilgili açıklaması

TBMM – 25.03.2013

1. İsrail’in Mavi Marmara saldırısıyla ilgili olarak özür dilemesini ve tazminat ödeyeceğini bildirmesini Türkiye-İsrail ilişkilerinin normalleşmesine katkıda bulunabilecek gelişmeler olarak olumlu buluyoruz. CHP olarak gerek Türkiye-İsrail ilişkilerinin onarılması, gerek bölge istikrar ve güvenliği bakımından Hükümetin bu taleplerini yerinde bulduğumuzu ve desteklediğimizi en başından beri defalarca açıklamıştık. Gazze’ye yönelik İsrail ablukasının kaldırılmasını da CHP olarak Filistin halkıyla dayanışmamızın bir gereği ve insani mülahazalarla haklı bir talep olarak görmeye devam ediyoruz. İsrail’in bu yönde daha inandırıcı ve somut adımlar atmasını istiyor ve bekliyoruz.

2. Ancak İsrail özrünün bir hayli gecikmesi, zamanlaması ve gerçekleşme biçim ve koşulları bizde ciddi kaygılar uyandırmaktadır. Bu gelişme bölgede yeni çatışmaların mı habercisidir, yoksa barış ve istikrara hizmet edecek bir ortamın mı müjdecisidir?

3. İsrail’le ilişkileri geren ve sonunda bozan AKP’dir. Türkiye Orta Doğu’da geride bıraktığımız üç yıl boyunca büyük çıkar ve itibar kaybına uğramıştır. AKP, Mavi Marmara’daki masum insanların yaşamlarını iç siyasete yönelik yanlış tasarlanmış bir girişime alet etmiştir. Şimdi İsrail’i dize getirdik diye övünmeyi inandırıcı ve ahlaki bulmuyoruz.

4. Fakat önce Sayın Davutoğlu’na ve özür olayını yere-göğe sığdıramayan medyamıza birkaç hatırlatmada bulunmak istiyorum. Sayın Davutoğlu bizi işaret ederek “Şimdi susuyorlar. İsrail özür diledi. Onlar da özür dileyecekler ama hala dilleri varmıyor. Bu muhalefetin bize bir özür borcu var. O özür borcunu ödeyecekler. ” diyor.
Bir defa sesimiz çıkmadığı doğru değil. CHP olarak görüşlerimizi son iki-üç gündür medyayla ve sosyal medyada paylaştık. Fakat bunlar sansür ve oto-sansür baskısı altındaki medyada yankı bulmadığı ve Sayın Davutoğlu da kendi söyledikleri dışında zaten bir şey duymadığı için CHP’yi sessizlikle suçlamaya kalkışıyor. Bu mesnetsiz iddiayı bir kenara koyalım.
Fakat Sayın Davutoğlu yeni bir özür beklentisinde haklı. Evet, haklı. Çünkü Türk halkından ve Mavi Marmara’da hayatlarını kaybeden ailelerden özür dilenmesi gerekiyor. Ancak adres her zamanki gibi yine yanlıştır.

5. Özür dilemesi gereken tutumu hep belli ve açık olan CHP değildir. Çünkü AKP Mavi Marmara’daki insanları ölümle sonuçlanacağı belli olan tehlikeli bir maceraya kendi iç siyasi hesapları ve bölgedeki emelleri için bilerek sürüklemiştir. AKP, bir sonraki konvoy için yaptığı gibi Mavi Marmara’nın da yola çıkmasını engelleyebilecekken engellememiş, olacakları tahmin ettiği için AKP’li milletvekillerinin gitmesine son anda izin vermemiş, konvoyu korumasız bırakmış ve bu olayı sevimsiz bir gösteriye çevirmiştir. Oysa devletin en temel görevi vatandaşın can ve mal güvenliği sağlamaktır. AKP bu temel görevini ihmal ettiği için saldırıda insanlarımız katledilmiştir.
Dolayısıyla, artık dilenmesi gereken özrün yarısı İsrail’den geldiğine göre, geri kalanın da Mavi Marmara’nın gitmesine izin veren, vatandaşlarımızın canlarını koruyamayan, üç yıldır bu konuyu iç siyasetin malzemesi yapan ve son anda ABD “artık tamam” dediğinde “tamam” diyen AKP’den gelmesini bekliyoruz. AKP, Türk halkından ve kendi siyasi hesapları için kurban ettiği vatandaşlarımızın ailelerinden özür dilemelidir. AKP, üç yıldır istismar ettiği ve ancak ABD’nin devreye girmesiyle ulaştığı bu “zaferin” bir aldatmacadan ibaret olduğu gerçeğini halkımızla paylaşma erdemini göstermelidir.

6. İsrail’in özrünün bir telefon konuşması sırasında sözlü olarak ifade edildiği anlaşılmaktadır. Davutoğlu’na göre üç yıldır zorlu müzakereler konusu olan bir sorun, yazılı hiçbir belge olmadan, ayaküstü bir telefon görüşmesiyle nasıl Davutoğlu’nun diplomasisinin zaferi sayılır, mesele nasıl kapanmış kabul edilir, bunu Davutoğlu’nun halkımıza izah etmesi gerekir. Yazılı bir özür belgesi almayı kendisi mi akıl edememiştir yoksa alamayacağını mı düşünmüştür? Öte yandan, bu sözde başarı halesinin rehaveti altında yine yüksekten konuşan Davutoğlu İran, Irak, Suriye, Ermenistan, Kıbrıs konusunda yarattığı dış politika enkazını unutturabileceğini zannediyorsa, yine aldanmaktadır. Türkiye’yi itibarlı bir devletten sorun yaratan bir devlete dönüştürdüğünü halkımız çok iyi bilmektedir.
Özrü Türk halkı adına büyük bir edayla kabul ettiğini ilan eden Sayın Başbakan, olayda hayatlarını kaybeden vatandaşlarımızın ailelerinin rızasını almış mıdır? Onları aramış mıdır? Yoksa ilk önce Arap dostlarının görüşlerini almayı daha mı önemli bulmuştur?
Bir önemli nokta daha var. Sayın Başbakanın İsrail’in özrü karşılığında Türk Toprağı sayılan Mavi Marmara Gemisinin uğradığı saldırı nedeniyle Türk Mahkemelerince açılan davadan vazgeçtiği ileri sürülmektedir. Sayın Başbakanın buna hakkı yoktur. Bu, yargıya müdahaledir, yasaların yok sayılarak çiğnenmesidir.
Acaba Sayın Başbakan Viyana’da derin bir inançla dile getirdiği “Siyonizm insanlık suçudur” iddiasından ABD’nin baskısıyla hemen geri dönüş yapıp Danimarka’da “sözlerim yanlış anlaşıldı” derken bunun İsrail tarafınca bir “özür” olarak algılanmış olabileceğini düşünmüş müdür? O zaman İsrail açısından durum “önce Türkiye özür diledi, sonra da biz” olarak takdim edilirse, Sayın Başbakan ne diyecektir?

7. Gazze ablukasının yumuşatılmasını da “zaferi”nin bir parçası olarak takdime çalışan AKP, Gazze ablukasının uluslararası hukuka aykırı olmadığını ilan eden Palmer Raporunun ortak yazarı değil midir? Palmer Raporu AKP’nin en ciddi hezimetlerinden biridir. AKP bunların unutulduğunu zannedebilir ama uluslar arası ilişkilerde hafızalar eskimez. Gerçek şudur: AKP, Gazze ablukasının kaldırılması talebini unutmaya hazırdır.

8. Şimdi bu gelişmenin biçimsel anlamda hangi şartlar altında ve hangi amaçlara yönelik olarak gerçekleştiğine bakalım. AKP yetkilileri ve uzantısı medyamız, her zaman olduğu gibi, durumu AKP’nin ve Davutoğlu’nun başarısı ve zaferi olarak takdim etmektedir. Soruyorum: Bu sonuç gerçekten AKP’nin politikasının bir zaferi midir? İsrail pes mi etmiştir? Yoksa işin aslı başka mıdır? Şimdi de yanıtlıyorum: İsrail özür dilemiştir çünkü ABD öyle istemiştir. İsrail özür dilemiştir çünkü İsrail’in çıkarları onu gerektirmiştir. İsrail özür dilemiştir çünkü İsrail ABD’den, bölgede İran konusunda, Suriye konusunda, diğer bölgesel dinamikler bağlamında Türkiye’nin İsrail’le birlikte hareket edeceği, hatta Başbakan Erdoğan’ın İsrail’e yönelik sert sözler etmeyeceği garantisini almıştır. Bu gelişme “İsrail’in bölgede karşılaştığı birçok sorunu aşmasına yardımcı olacaktır” diyen ABD Dışişleri Bakanı Kerry tarafından bizzat teyid edilmiştir. Diğer bir deyişle, ABD, özre İsrail’in ve kendisinin çıkarlarından hareketle aracı olmuştur.

9. Netice olarak, eğer bu işin tebrik edilecek bir yanı veya yönü varsa, tebrik edilecek kişi olayın tasarımcısı ve mimarı olan Başkan Obama’dır. Bu olaydan en kazançlı çıkan da Obama’dır. Türkiye’nin bir başka ülkeden “hadi artık, yeter, hizaya gel bakalım” komutunu alması, bunun gereğini yapması ve bunu da zafer olarak takdim etmesi uluslar arası ilişkiler derslerinde herhalde tekrarlanmaması gereken bir durum olarak anlatılacaktır.
10. Şimdi gelişmenin biraz da özüne, esas yönünden anlamına bakalım. ABD için bölgede İran, Suriye, Irak, Arap-İsrail ihtilafı, Kürt meselesi ve Arap Baharı ve bütün bunların ortak paydası olan petrol ve enerji öncelikli konulardır. Bütün bu noktalarda ABD’nin Türkiye’ye ihtiyacı vardır. Ancak Türkiye’nin bölgede oynamasını istediği rolde etkili olabilmesi için ABD, Türkiye ile İsrail’in aynı sayfada olması gerektiğini düşünmekte ve istemektedir. Onun için Obama bastırmış ve verilen teminatlar karşısında İsrail sözlü olarak özür dilemiştir.

11. CHP olarak kaygılarımız şu noktalarda toplanmaktadır:
• Türkiye-İsrail yakınlaşması bölgede İran ve Suriye’ye karşı yeni bir cepheleşmenin adımı mıdır? Yeni savaşların ön hazırlığı mıdır?
• Özür, Kürecik sürecini tamamlayan bir işlev mi görmektedir? Diğer bir deyişle, ABD, Türkiye-İsrail işbirliğini sağlayarak İran’ı çevreleyeceğini mi hesaplamaktadır?
• Türkiye-İsrail-ABD denkleminde gündemi ABD tayin etmeye çalışacağına göre, Türkiye’ye verilen sözler nelerdir? Türkiye’nin verdiği sözler ve tavizler nelerdir?
• İran’a bir ABD veya İsrail saldırısında AKP’nin tutumu ne olacaktır?
• İsrail Başbakanı Netanyahu, “özür” kararında en etkili hususun Suriye’ye ilişkin kaygıları olduğunu vurgulamıştır. Suriye rejimini her türlü yoldan devirmeye ahdeden AKP şimdi Suriye’deki çatışmaları derinleştirme ve ülkeyi parçalama doğrultusunda İsrail’le işbirliği mi yapacaktır? İsrail’in dün Golan’daki bir Suriye askeri mevziine saldırısı Türkiye-İsrail ittifakının ilk uygulaması mıdır?
• Kürt meselesinin bölgede yeni bir evreye girmekte olduğu bilinmektedir. Bölgede Kürt meselesinin daha ileri noktalara taşınması için ABD’nin hem Türkiye, hem İsrail’e ihtiyacı vardır. Hedef İsrail’e dost bir Kürt varlığı oluşturmaktır. AKP, Kuzey Irak’ın Türkiye’ye bağlanması düşüncesinin ve bir sonraki aşamada Türkiye topraklarının bir kısmını da içine alacak daha büyük bir Kürt devletinin öncüsü olduğunun farkında mıdır?

12. CHP olarak Türkiye-İsrail ilişkilerinin düzelmesini ve bu stratejik değerin bölge barış, güvenliği ve istikrarı için görev yapmasını isteriz. Ancak yukarıda belirttiğimiz nedenlerle İsrail “özrünün” Türkiye maliyetinin ağır olabileceği yolunda çok ciddi kaygılarımız vardır. CHP, Türkiye’nin çıkarları, birliği ve bütünlüğüne zarar verebilecek bu gidişatı sorgulamaya, gereken uyarıları yapmaya ve halkımızı bilgilendirmeye devam edecektir.

[cm_simple_form id=2]

Bu yazı Uncategorized kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın