Rakamlarla Turkiye’de kadin haklarinin durumu

Kadin SiddetDünya Ekonomik Forumu`nun yıllık geleneksel `Cinsiyet Eşitsizliği Raporu`nda önceki yıl Türkiye, kadın ve erkeklerin ülke kaynaklarından yararlanması üzerine kurulan Cinsiyet Eşitsizliği Endeksi`nde son sıralarda yer aldı. Türkiye’nin bu alanda sistematik olarak gerilediği görülmektedir.

2012 Dünya Ekonomi Forumu’nun Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Raporu’na göre Türkiye 135 ülke arasında:

  • Sağlık alanında 62.
  • Siyasette 98, Bakan düzeyinde kadınların oranı 121,
  • Ekonomik katılım ve fırsat eşitliği alanında 129.
  • Eğitimde 108. sırada yer almıştır ve Türkiye toplumsal cinsiyet eşitsizliğinde en kötü durumda olan Katar, Mısır, Mali, İran, Suudi Arabistan, Benin, Pakistan, Çad ve Yemen’le aynı grupta yer almıştır.

Kadın ve Okur Yazarlık: Türkiye’de 4,7 milyon olan okuma yazma bilmeyen vatandaşın 3,8 milyonu kadındır. 2012 Dünya Ekonomi Forumu’nun Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Raporu’na göre okuryazarlık oranında 135 ülke arasında Türkiye 105. olmuştur.

Kadın istihdamı: 2012 Dünya Ekonomi Forumu’nun Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Raporu’na göre kadınların işgücüne katılım oranında 135 ülke arasında Türkiye 125. olmuştur. Hükümetin 2023 yılına kadar kadın istihdamında öngördüğü hedef % 35’ken AB 2020 stratejisindeki genel istihdam hedefi %75’tir. Dünya genelinde % 74,3 erkeğe karşılık % 49,1 kadın istihdam edilirken, Türkiye’deki oran % 64,3 e karşılık % 22,2 olarak bildirilmektedir. Kadınların Türkiye’de işgücüne katılım oranları (%26) tüm AB ülkelerinden daha düşüktür ve OECD (istihdam %56,5) ülkeleri arasında en düşük düzeydedir. Dünya genelinde ve yaklaşık olarak her iki cinsin sayısal eşitliği dikkate alındığında kadının istihdam edilme oranı Dünya genelinde % 50 iken Türkiye’de bu oran %25’ e kadar gerileme eğilimi taşımaktadır.

Kadın istihdamının önündeki önemli bir engel olan çocuk bakımı konusunda kapasitenin yetersizliği çözüm beklemektedir. Bu da ancak devlet politikalarının desteği, yaptırımı ve özendiriciliği sağlanarak aşılabilir. Hükümetin en az üç çocuk politikası ile birleştiğinde ise kadın istihdamını yükseltmek yerine daha da gerileten bir anlam kazanmaktadır.

Siyasette kadın: Kadın milletvekillerinin oranı geçen dönem %8,8 iken 12 Haziran 2011 seçimlerinden sonra % 14’e yükselmiştir ancak hala Bakanlar Kurulu’nda bir kadın bakan bulunmaktadır ve kadın hakları konularını da içeren Aileden Sorumlu Bakanlık görevini üstlenmektedir. Bu katılımın yükselebilmesi için siyasi partiler yasasında, Anayasa’da değişiklik yapılarak kota getirilmesi ve yasal güvence şarttır. Türkiye’nin 3000 belediye başkanından sadece 27’si kadındır.

Son kabine düzenlemesiyle kadın konularının genel müdürlük seviyesine indirilerek bakanlığın adından çıkartılmış olması kadın erkek eşitliğine verilen siyasi önemin bir ifadesidir. Cinsiyet Eşitliği Bakanlığı kurulmalıdır.

Kadına karşı şiddet: Türkiye’nin kadına karşı şiddet ve aile içi şiddetle mücadeleyi amaçlayan uluslararası sözleşmeyi imzalamış olması olumlu bir gelişmeyken, bu sözleşmenin yürürlüğe girebilmesi için hızla TBMM’ye sevki gerekmektedir. Devletin kadına karşı şiddeti önleme rolünü vurgulayan sözleşmenin getirdiği sığınma evleri, 24 saat hizmet veren çağrı merkezleri, koruma emirlerinin zaman geçirilmeden çıkarılması, şiddet gören kadın şikâyetini geri çekse de savcıların soruşturmayı sürdürmesi gibi hükümler hızla hayata geçirilmelidir. Sözleşmenin Türkiye’yi yükümlü kıldığı ceza hukuku alanında somut önlemler: Şiddet mağdurlarına ücretsiz hukuksal destek sağlanması, toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ile ilişkili iltica talepleri ve geri göndermeme ilkesi güvencesi hayata geçirilmelidir. Sözleşmenin gereği olan kadın – erkek eşitliği, kadına yönelik şiddet, karşılıklı saygı konuları eğitim müfredatına eklenmeli ve devletin kadın-erkek eşitliği uygulamalarını izleyen ve denetleyen bağımsız bir mekanizma kurulmalıdır. Bu çabalar siyasi bir vizyon ve kararlılığı gerektirmektedir. Devleti yönetme görevini üstlenmiş olan Başbakan’ın “Kadın Erkek eşitliğine inanmıyorum”, cinsellikle ilgili ayrımcılık vurgusu içeren “Kız mıdır kadın mıdır? “ ifadeleri bu politikaların yasal düzenlemeler yapılsa dahi etkili biçimde uygulanmasını imkânsız hale getirmektedir. Türkiye’de kadına karşı şiddet ile ilgili İnsan Hakları İzleme Grubu’nun yayımladığı “Kocamdır Sever de Döver de”12 başlıklı rapor çarpıcı verileri gözler önüne sermektedir. www.hrw.org/node/98418

Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre, Türkiye’de kadınlara yönelik cinayet oranı son istatistiklere göre 2002 ile 2009 yılları arasında % 1400 artış gösterdi. 2002 yılında öldürülen kadın sayısı 66 iken bu rakam 2009’ın ilk yedi ayında 953’e çıktı. Resmi kayıtlara göre, 2003’te 83, 2004’te 128, 2005’te 317, 2006’da 663, 2007’de 1011, 2008’de ise 806 kadın cinayeti işlendi. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun 2008-2011 veriler raporunda kocası ya da eski kocası tarafından öldürülen kadınların oranı %47, şimdi %69.

Yılda yaklaşık 2000 boşanma başvurusunun yapıldığı İstanbul’da, başvuruların yüzde 85’inin nedeni şiddet. Türkiye’de yaşayan kadınların dörtte biri fiziksel şiddete uğramaktadır. Şiddete uğrayan kadınların dörtte üçü eşi tarafından şiddete maruz kalmaktadır. Cinayet sonucu ölen kadınların çoğu eşi tarafından öldürülmektedir. 2007 yılında değişiklik yapılan 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun kadını sadece ailenin üyesi olarak algıladığı için boşanmış ve bekâr kadınları korumaya yetmemektedir. Boşanmış ya da evli olmayan kadınlar yasa kapsamının dışında kalmaktadır. Kadın sığınma evlerinin sayısı yeterli düzeyde artmamaktadır. Belediyeler Kanunu’na göre, 50 bin ve üstü nüfusa sahip olan tüm belediye bölgelerinde barınak olmalı gerekirken durum bundan çok farklıdır.

CHP Avrupa Birliği Temsilciliği

www.chp-avrupabirligi.org

[cm_simple_form id=2]
Bu yazı Uncategorized kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın