Yazı: Social Europe / Euractiv:’Turkiye’de kadin haklari ve AB’nin donuşturucu gucu, Kader Sevinc

Kader Sevinç: ‘Türkiye’de kadın hakları ve AB’nin dönüştürücü gücü – Rakamlar ne diyor? AB ne yapıyor?’

CHP Avrupa Birliği Temsilcisi ve Avrupa Sosyalist Partisi (PES) Yönetim Kurulu Üyesi Kader Sevinç, Türkiye’de kadın hakları ve kadının durumuna Avrupa Birliği penceresinden bir bakış sundu.

Uluslararası sosyal demokrat çevrelerin yakından izlediği "Social Europe Journal’da yayımlanan yazının

İngilizce orjinali: www.social-europe.eu/2012/11/gender-equality-and-the-eus-transformational-power-in-turkey/

Avrupa Birliği haber ağı Euractiv’de yayımlanan Türkçe özet çevirisi: http://www.euractiv.com.tr/ab-ve-turkiye/analyze/kader-sevinc-turkiyede-kadin-haklari-ve-abnin-donusturucu-gucu-rakamlar-ne-diyor-ab-ne-yapiyor-026441

Kader Sevinç: ‘Türkiye’de kadın hakları ve AB’nin dönüştürücü gücü

Rakamlar ne diyor? AB ne yapıyor?’

CHP Avrupa Birliği Temsilcisi ve Avrupa Sosyalist Partisi (PES) Yönetim Kurulu Üyesi Kader Sevinç, Türkiye’de kadın hakları ve kadının durumuna Avrupa Birliği penceresinden bir bakış sundu.

Cinsiyet eşitliği demokratik bir toplumda sosyal ve ekonomik istikrarın temelidir. 21. Yüzyıl’ındemokratik toplumlarının standartalarına erişmek için Türkiye’de herkesin cinsiyet eşitliği kültürünün yerleşmesi konusuna daha fazla yoğunlaşması gerekmekte.

Atatürk,yaratıcı vizyonunun etkisiyle 1920’li yıllarda Türkiye’nin modern bir toplum evriminde kadının oynayacağı büyük rolü farkederek, devrim niteliğinde uygulamaları hayata geçirdi. 1926 yılında kabul edilen Medeni Kanun, kadın haklarını güvenceye alan yasal çerçeveyi oluşturdu. Çok eşlilik kaldırılarak boşanma, miras ve velayet konularında kadına erkekle eşit haklar veren düzenlemeler hayata geçirildi. Eğitim sistemi, karma eğitim üzerine inşa edildi. Türk Kadını seçme ve siçilme hakkını İsviçreli kadınlardan 45 yıl önce elde etti. 1930’larda 18 kadın parlamentoya seçildi veDünya’da ilk kez bir kadın, Yüksekİdare Mahkemesi Başkanı olarak atandı.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında binlerce eğitimli kadın avukat, doktor, mühendis ve öğretmen olarak toplumun her alanında hizmet verdi. Atatürk, modern bir toplumun cinsiyet eşitliğine dayanması gerektiğini görüyordu.

21.Yüzyıl’ın başında bu alanda Türkiye’de önemli gelişmeler yaşandı. 2000 yılı itibariyle Türkiye’de kadın istihdam oranı yüzde40’a ulaştı. Ülkemiz kadın bir Başbakan tarafından yönetilirken, dışişleri, ekonomi, içişleri ve eğitim alanlarını da yine kadın bakanlar yönetti. Yüksek mahkemlere kadınlar başkanlık etti.

Bugünün Türkiye’si ve kadın haklarında geriye gidiş

2010 yılında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul’da düzenlenen uluslararası kadın konferansında, “kadın ve erkek eşit değildir” ve “tüm kadınlar en az 3 çocuk sahibi olmalıdır” sözlerinden ötürü protesto edildi. 2011 yılında hükümet, kadın örgütlerinin protestolarına rağmen, Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı’nın adını, Aile ve Sosyal Politikalar’dan Sorumlu Bakanlık olarak değiştirdi. Kadının işgücüne katılım oranı da son yıllarda yüzde 30’a geriledi.

AB Müktesebatı ve uluslararası anlaşmaların ihlali

Uzmanlar, bu uygulamaların Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası anlaşmalara ve AB Müktesebatı’na aykırı olduğunu belirtmekte. Kürtaj tartışmaları sırasında AB ve Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM)’nin Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Komisyonu, Türkiye’yi kadın hakları konusunda geri adım atmaması için uyardı.

Uluslararası anlaşmalar ayrımcılığı sonlandırma ve kadına karşı şiddeti önleme konularında Türkiye’ye sorumluluklar yüklemekte. Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı’nın kaldırılması ve adında “kadın” ibaresinin olmadığı yeni bir bakanlık kurulması, Türkiye’yi yöneten kadroların, kadını, medeni haklara sahip bir birey olarak değil, ailenin bir parçası olarak gördüğünün kanıtı. Bakanlığın kaldırılması kadın eşitliğini sağlayacak mekanizmaların da kaldırılması anlamına geliyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü’nde araştırmacı olarak çalışan Emma Sinclair Webb, bu adımın kadına karşı şiddetin bu denli yaygın olduğu bir ülkede atılabilecek son derece riskli bir adım olduğunu vurgulamakta.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne göre, kadına karşı şiddet ailedeki sorunlardan kaynaklanmıyor. Kadına karşı şiddet, ayrımcılığın, insan hakları ihlallerinin ve kadın-erkek arasındaki eşitsizliğin bir göstergesi. Türkiye’de her gün en az 5 kadın şiddete kurban gitmekte. Türkiye’de aktif bir STK olan Eşitlik Platformu Temsilcisi Hülya Gülbahar’a göre, bakanlığın adından kadın ibaresinin çıkarılması kadınerkek eşitliği konusunda devletin uyguladığı proaktif politikaların sonu anlamına geliyor. Gülbahar, “kadına yönelik şiddet ve ayrımcılık sadece ailede değil, siyaset ve iş dünyasında da var” diyerek devletin bu alanı terk etmesinin tüm uluslararası anlaşmaların açık bir ihlali anlamına geldiğini de ekliyor.

Kadın Alanında Çalışan STK’ların Dikkati Çektiği Sayısal Tablo

* AB Standartları’na göre, her 7bin kadın için bir sığınma evi açılmalı. Bu 7 bin 500 sığınma evi demek ama şu anda her biri 867 kişilik kapasiteli ve toplam 38 ev var.

* Dünya Ekonomik Forumu kadın- erkek eşitliği raporuna göre, Türkiye bu alanda 135 ülke arasında 122. sırada yer alıyor.

* Geçen 7 yılda kadın cinayetlerine kurban giden kadın sayısı bin400 kişi dahaarttı. Bu durumu önleyecek ne bir eylem planı,ne de program var.

* Siyasette kadın temsil,açısından Türkiye,Dünya’daki en düşük orana sahip ülkeler arasında bulunuyor.

Cinsiyet eşitliğinin Türkiye’deki durumu

Mevcut hükümet cinsiyet eşitliğine yönelik pek çok proje uyguladı. Bir önceki hükümet döneminde eğitimden sorumlu bakan bir kadındı. Ancak, gösterilen çabalar bu alanda bir başarısızlığa işaret ediyor. Pek çok kadın bu hükümetten olumsuz gidişi durduracak çabalar bekliyor. Herhangi bir siyasal niyetten bağımsız olarak, kadınlar ve STK’lar kadın hakları konusunda en ileri düzeydeki ülkelerin standartlarına ulaşmayı arzuluyor. Türkiye’nin ekonomik ve sosyal açıdan rekabet edebilir düzeye erişmesi bu eşitliğin sağlanmasına bağlı.

Türkiye’deki bu kötü gidişi aslında geri çevirmek mümkün. Sosyal demokrat bir parti olarak CHP, “kadının sivil hakları”meşalesi altında demokratik ve cumhuriyetçi bir vizyonla kadın erkek eşitliği için mücadeleye devam edecek. CHP, kadının güçlenmesinin ülkenin ekonomik, sosyal ve demokratik açıdan güçlenmesi açısından çok önemli olduğuna inanmakta.

AB üyelik süreci CHP’nin sosyal demokrat vizyonu açısından önemli bir rol oynamakta. CHP, cinsiyet eşitliğini diğer tüm bütünleşme alanlarının (ekonomik gelişme, eğitim, bilgi toplumu, kırsal ve bölgesel kalkınma, demokrasi) itici gücü olarak görmekte.

Bütün araştırmalar kadınların erkeklerden çok daha fazla güçlü birer AB destekçisi olduğunu gösteriyor. İstatistikler de butabloyu tüm çıplaklığı ile ortaya koyuyor.

Buradaki soru şudur:

AB ne yapacak? Benzer bir geri gidiş bir AB üyesi ülkesinde yaşanşansaydı AB’nin yaklaşımı ne olurdu? Türk kadının maruz kaldığı şiddet, ayrımcılık ve siyasal baskıya karşı sesini yükseltmek için AB’nin daha başka ne tür bilgiye ihtiyacı var? Avrupalı değerler tüm bu gerçekler karşısında ne söylüyor?

Türkiye’nin AB üyeliği, Kıbrıs meselesi ve reform eksikliğinin tutsağı olmuş durumda. Bu da AB’nin Türkiye’de demokratik reform ve sosyal gelişme açısından güvenilirliğini ve dönüştürücü gücünü giderek azalmakta. Cinsiyet eşitliği bu alandaki en önemli konulardan biri. Oysa, AB çözümün bir parçası olabilir. Çözüm, Türkiye’nin yeniden üyelik sürecine dönmesinden geçiyor.

Bu yazının orijinali Social Europe ve Reflections Turkey’de yayımlanmıştır.

Gender Equality and the EU’s Transformational Power in Turkey

07/11/2012 BY KADER SEVINC 20 COMMENTS

Gender equality is the main pillar of a democratic society and economic stability. Today’s politicians, legislators, judiciary authorities, bureaucrats, teachers, academics, business executives and civil society leaders in Turkey should focus more intensively on the establishment of a “gender equality culture” in order to bring Turkey to the standards of a 21st century democratic society. Turkey has a young, dynamic population with aspirations to live in an economically prosperous country with a positive outlook for their future. It is the responsibility of all political parties in Turkey to work together to improve its score card on gender equality and bring it up to the standards of the European Union.

Kemal Ataturk, with his innovative vision back in the 1920s, realized the vital role women should play in transforming Turkey into a modern nation and thus launched numerous reforms for gender equality in society. Polygamy was abolished and the equal rights of women in divorce, custody, and inheritance were established. The entire educational system became mixed, from primary to higher education. Turkish women obtained voting rights 45 years before Switzerland did, as well as rights to be elected as a member of parliament. Already in the mid-1930s, 18 women were elected to the National Assembly, and later a woman was appointed to the Turkish Supreme Court of Justice for the first time in the world. Women’s rights in Turkey are mandated by the Civil Law, passed for the first time back in 1926.

During the early years of the Turkish Republic, tens of thousands of well-educated women contributed to the development of the country as doctors, lawyers, judges, engineers, scientists, teachers, writers, administrators, executives, and creative artists. Ataturk tried to built his social reforms on gender equality, his vision for a modern Turkish society could not be successful otherwise.

Until the early 21st century, gender equality in Turkey had made significant progress. By the year 2000, the number of women in the labour force had reached almost 40 percent, with women in top management positions in both the private and public sectors. Turkey had already had a female prime minister; as well as female ministers of foreign affairs, economy, social affairs, interior and a supreme court judge…

Today’s Turkey and the regression in women’s rights

In 2010, a group of women protested against Prime Minister Recep Tayyip Erdogan at the International Women’s Meeting in Istanbul for his statements that “men and women are not equal” and “all women must have at least three children.” Later, in 2011, the “Ministry of Women and Family Affairs” was replaced with the newly established “Ministry of Family and Social Policies.” The prime minister’s decision was implemented despite massive protests by women’s organizations. Various government departments protecting women’s welfare and well-being were brought under the control of the new ministry. Meanwhile, female participation in the labor force decreased to below 30 percent.

Breach of international agreements and legal acquis of the EU

Critics suggest that such practices violate international agreements signed by Turkey and also the legal acquis of the EU. The international agreements signed by the Turkish government impose responsibility on Turkey to pursue policies and laws that strengthen gender equality in order to end physical violence and social discrimination against women. By abolishing the Ministry of Women and Family Affairs, the mechanism to ensure gender equality was eliminated. This means that women in Turkey’s current political mindset are not recognized as individuals with civil rights, but instead simply as an element of the family. Emma Sinclair Webb, Researcher on Human Rights Watch (HRW) in Turkey, expressed her concern about such developments: “This is a very risky step to take in a country where violence against women is so common.”

According to the decisions of the European Court of Human Rights (ECHR), the roots of violence against women could not stem from problems within the family. The decisions of the international court underline that violence against women is an indicator of human rights violations, discrimination and the inequality of men and women. At least five women are killed in Turkey every day. Nevertheless, the word “woman” has been taken off the name of the relevant ministry. According to Hulya Gulbahar from the “Platform for Equality” (an NGO active in Turkey), this heralds the end of pro-active state policies related to gender equality: “Violence against women is not only experienced within the family. Discrimination in political representation and participation and sexual harassment at work are also forms of violence.” Gulbahar says that the state abandoning this field constitutes a clear breach of all the international agreements signed by Turkey.

The following important facts have been released by women’s rights NGOs:

* According to the standards of the European Union, one women’s shelter should be opened per 7,500 people. Hence, there should be 7,500 shelters in Turkey, but in reality there are only 38. These shelters have a total capacity of 867 people.

* In the Gender Equality report of the World Economic Forum, Turkey ranks 122th out of a total of 135 countries for gender equality.

* The number of murders of women has increased by 1,400 over the past seven years. There is no action plan to stop this development; the legislature and the executive do not even have a related program.

* Today, in terms of female representation in politics, Turkey’s rank is also very low. Turkey’s rank in women representation in parliament (% 14.2) is 88th among 143 countries.

* In women representation rates in cabinet, Turkey ranks 90th among 96 countries having one minister in charge of family policies.

* Turkey’s female labor participation ratio is the lowest among EU and OECD members (56.5%). The government has only set a very modest target of increasing female labor force participation to 35% by 2030, as compared to EU strategy of 75%.

* The single most important barrier to female employment is the paucity of child care facilities. Given their low profitability, the capacity shortages in the facilities can only solved by state aid, incentives and leadership. However, the AKP government had explicitly adopted a “three children per family” policy, which explains why this area of social development has received scant attention from the central budget.

The current state of gender equality in Turkey

The incumbent Turkish government has proposed and implemented several projects to improve gender equality in Turkey. Prime Minister Erdogan appointed a woman as the Minister of Education in his previous cabinet. However, the facts and data point to a big failure in the government’s actions in this field. Nevertheless, many Turkish women still expect this government to reverse the current negative trends. Moreover, independent of any political intentions in Ankara, Turkish women and the NGOs throughout the country are firmly committed to raising Turkey’s gender equality standards to the level of the best performing countries in the world on the issue. Gender equality and equal opportunities have the potential to become the driving forces of Turkey’s future as a socially and economically competitive society.

Turkey’s performance on gender equality could in fact recover from its current parlous state. As a social democratic party, CHP will continue to fight by carrying the torch of “Women’s Civil Rights” lit by a democratic and republican vision, standing against gender discrimination. CHP believes that strengthening women’s rights and opportunities will bring significant economic, social and democratic benefits for all the citizens of Turkey and Europe.

In CHP’s social democratic vision of Turkey’s future, the EU membership process plays a crucial role. Gender equality is in this respect a key issue that transcends all other fields of integration, such as democracy, economic growth, employment, education, the information society, rural development and regional development.

In fact, gender equality is at the core of genuine interaction between Turkey’s EU process, its social and economic development, and its contribution to Europe’s global competitiveness.

All surveys underline that Turkish women are staunch supporters of EU membership, even more so than men. They are the major supporters of accession. However, statistics and realities speak for themselves; the problem is very transparent.

So the question is:

What will the EU do? What would the EU do if such trend started in a member country today? What else does the EU need to know to stop discrimination, political pressure and violence against Turkish women? What do European values say about all these things?

The EU’s enlargement to Turkey currently seems to be a victim of the Cyprus issue, which produces disproportionately negative effects and weak political visions on both sides. Consequently, the EU’s credibility and transformational power on Turkey are being weakened. Unfortunately, as in the fields of democratic reforms and social development, gender equality issues stay as the part of the problem of Turkey through the EU process. In fact, they could become the part of the solution. The solution, once again, lies in re-engaging Turkey on the path towards membership.

[cm_simple_form id=2]
Bu yazı Uncategorized kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın