CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Washington Post’ta yayımlanan makalesi: “Türkiye’de muhalefet susturuluyor”

“Türkiye’deki gerçek, AKP modelinin tutmayacağını göstermektedir” diyen Kemal Kılıçdaroğlu’nun Washington Post’a yazısı şöyle;

“Ortadoğu’daki komşularımız totaliter rejimlerden kurtulup birer gerçek demokrasi olma hevesini güderken Washington’da birçok kişi Türkiye’de iktidardaki AKP’nin Arap baharı için bir model olabilir mi diye tartışmaya girmişlerdir.

Ancak Türkiye’deki gerçek, AKP modelinin tutmayacağını göstermektedir.

Geçtiğimiz 9 Kasım’da yüzlerce Türk gazetecinin, yayıncının, askerin, akademisyenin ve siyasetçinin tutulduğu Silivri cezaevini ve mahkemesini ziyaret ettim. Orada sürmekte olan yargılamalar 2007’de aşırı milliyetçi bir yeraltı örgütünün yıllardır hükümeti devirmek için planlar yaptığının öne sürülmesiyle başladı. Suçlananların büyük bir kısmı yıllardır yargılanmadan tutuklu bulunmaktadırlar. Bugüne kadar bir mahkûmiyet kararı bile çıkmadı. Adalet tehlike altında – fakat bu çirkince inkâr ediliyor. Olan, iktidar partisinin Türkiye’de hukukun üstünlüğüne sinsi saldırısıdır. Devam eden yargılamalar Türkiye’de geçmişin hatalarından temizlenmek için daha fazla ihtiyaç duyulan bir arınma fırsatı olabilirdi. Ne yazık ki bunlar muhalefeti susturma ve özgürlükleri bastırma araçlarına dönüştürüldü.

Tutuklu bulunanlar arasında sekiz milletvekili de var. Yüksek Seçim Kurulu bunların hepsinin seçimlere katılmalarını uygun bulmuş ve tümü milletvekili seçilmiştir. Fakat halkın seçilmiş temsilcileri olarak Türk yasalarına aykırı bir biçimde hala cezaevinde tutuluyorlar.

Suçluluğu kanıtlanana kadar kişi masumdur ilkesi hukukun temel normlarından birisidir. Bir diğer norm da, suçlanan kişinin tutuklanması kanıt varsa mümkün olmasıdır. Günümüz Türkiye’de ise suçsuzluğunuz kanıtlanana kadar suçlu kabul ediliyorsunuz. İlk önce tutuklanıyorsunuz, daha sonra yetkililer suçunuzu oluşturmak için delil topluyorlar. Varsayılan suç bugünün normu oldu. Kısaca, bütün hükümet karşıtları potansiyel teröristler ve hükümete karşı darbeciler olarak görülüyorlar.

AKP muhalefete ve eleştirilere karşı saldırıları sistematik ve acımasızdır. Ağır vergi cezaları, yasadışı dinlemeler ve kaset çekimleri gibi otoriter baskı yöntemleri Türkiye’deki bütün muhalefeti bastırmak için geniş ölçekte kullanılmaktadır. Bundan daha rahatsız edici olan AKP’nin bütün bunları demokratik gelişim adına yaptığını iddia etmesidir. Hükümetin son hedefi, Türkiye’deki demokrasinin ana eseri olan, Genel Başkanı olduğum meclisteki ana muhalefet Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)’dir.

O gün Silivri’deki koşulların bir toplama kampına benzer olduğunu söyleyerek, savcıların ve hâkimlerin adalet dağıtamadıkları ve yargıç olarak adlandırılmayı hak etmedikleri yönündeki görüşü ifade ettim. Bu ay ise, Silivri Savcısı’nın “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” ve “kamu görevlilerini aşağılama” iddiasıyla yorumlarımla ilgili olarak hakkımda soruşturma başlattığını öğrendim. Türkiye’de, Başbakan ve hükümet sözcüsünün de dâhil olduğu siyasetçiler tarafından hukuk süreci ve adaletle ilgili yorumun yapılmadığı bir gün geçmiyor. Fakat ana muhalefet partisinin liderini hedef almak ifade özgürlüğü üzerindeki baskıların çıtasını daha yüksek bir seviyeye taşıyor. Bunlar yetmiyormuş gibi, Anayasa Mahkemesi Başkanı için uygun gerekçelerle yaptığımız reddi hâkim talebimiz mahkeme tarafından cezalandırıldı. 3000 ABD Doları tutarındaki bu ceza CHP’nin kötü niyetli olduğu ve mahkemenin zamanını boşa harcamasına neden olduğu gerekçesiyle verildiği söylenildi.

Gerçekte bu, birisi yargı sistemini eleştirdiği zaman yargılanıyor demektir. Birisi mahkemelere başvurunca cezalandırılıyor demektir.

Bugün, söylediklerimin arkasında duruyorum ve nedeni de şunlar: Benim ülkemdeki bütün yanlışlara karşı eleştirel olma hakkım ve görevim var. Adaletsizliklere dikkat çekmek ve adalet istemek benim engellenemez hakkım. Eğer mahkemeler kendi görevlerini gerektiği gibi yapmazlarsa, birisinin kalkıp bunu söyleme yükümlülüğü vardır. Af dilemiyorum. Milletvekili dokunulmazlığımın kaldırılmasını ve insanların yargılamanın sonucuna tanık olabilmeleri için yargılanabilmek istiyorum. Hepimiz için esas dokunulmazlık erdemliliktir.

Bugün Türkiye, insanların korku içinde yaşadıkları ve siyasi, ekonomik ve sosyal olarak bölündükleri bir ülkedir. Demokrasimiz, kuvvetler ayrılığı, temel insan hakları ve özgürlükler, sosyal adalet ve adalet bakımından geriliyor. Vatandaşlarımız geleceklerinden derin endişe duymaktadırlar. Bu noktalar ne yazık ki, Human Rights Watch (İnsan Hakları İzleme Kurumu endeksi) gibi uluslararası sıralamalarda yansıtılıp, Türkiye’yi insan hakları, demokrasi, özgürlükler ve eşitlik konularında çok düşük bir sıraya koymaktadırlar.

CHP olarak, bizler demokrasinin, laikliğin, hukukun üstünlüğünün, insan haklarının ve özgürlüklerin tarafındayız. Vatandaşlarımızın inanç, etnisite, cinsiyet veya siyasi görüşlerine bakılmaksızın hukukun önünde eşit oldukları ilerici bir Türkiye tasavvur ediyoruz. İnsanlar arasında siyasi, ekonomik ve kültürel duvarlar inşa etmek demokrasi ve sosyal adaletle uyuşmaz. Sadece kendisiyle barışık olan bir millet komşuları için bir model olabilir. Ne yazık ki, bölünmenin ve kutuplaşmanın farklı biçimlerinden muzdarip olan bir millet sadece başarısızlığa mahkûmdur.

Baskı, korku ve özgürlükleri engellemek birilerinin sadece kısıtlı bir süre için bir ülkeyi yönetmelerine yardımcı olabilir. Tarihte, otoriter yöntemleri kullanarak kalıcı olarak yönetimde kalan bir hükümet yoktur. Baskı daimi değildir fakat erdemlilik daimidir. Hiç şüphe yoktur ki, Türkiye bir istisna olmayacaktır. “

[cm_simple_form id=2]
Bu yazı Uncategorized kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın