CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu: Brüksel’de de Arap Baharı hakkında görüşlerimi ve Libya konusundaki eleştirilerimi söyledim

Genel Başkan Kılıçdaroğlu Habertürk’ün canlı yayını “Türkiye’nin Nabzı” programında sorularını yanıtlarken Brüksel’de konuşmacı olarak katıldığı PES Kongresi’nden de bahsetti ve Arap Baharı konusunda o toplantıda gündeme getirdiği görüşlerini :

“Ben bunu en son Brüksel’de katıldığım bir toplantıda bütün sosyalist partilerin, sosyal demokrat partilerin üyelerinin katıldığı ve yanlış hatırlamıyorsam 5 liderdik. Bu politikayı şiddetle eleştirdim. Kaddafi’nin linç edilmesinin de batının ayıbı olduğunu söyledim. Bu ayıbın altında o karara imzam atanlar var. Dışarıda söyledim ben bunları. Bu düşüncemi her yerde muhafaza ediyorum. Biz Türkiye, Sayın Ahmet Davutoğlu geldi. Libya’yla ilgili olarak Deniz Kuvvetlerinin gitmesi konusunda haklı gerekçeler bana göre haklı gerekçeler söyledi ve bizde parlamentoda onay verdik buna. Ama gidin Libya halkını bombalayın falan diye bir şey söylemedik. Böyle bir olaya da izin vermedik. Parlamentoda da böyle bir olaya izin vermedi. Daha sonra bizim hükümetle Fransa adeta yarıştılar birbirleriyle. Ben bavul dolusu para götürdüm. Sen şunu yaptın bunu yaptın. Sonun da Fransa Libya’dan alacağını aldı. İmzasını attı. Petrolünün büyük bir kısmını aldı, biz gene nal topladık orada. Niye biz Libya’ya gittik. Libyalı muhaliflere niye destek verdik.” aktardı.

Programın tam çözümünü aşağıda bulabilirsiniz:

-“Eğer bölgemizde dinsel temelli bir savaş çıkarsa Sünni, Şii kavgası. Onun Türkiye’ye yansıyacağını hepimiz biliyoruz”

-“Kilis’te de bir mülteci kampı açıyorlar. Demek ki, oranın daha da karışacağını biliyorlar. İstanbul’da Suriye’ye karşı olanlar toplandılar. Yüksek sesle şu da seslendiriliyor; silahlı örgütler Türkiye’de eğitiliyor ve bunlar Suriye’ye gidip karışıklık çıkarıp tekrar dönüyorlar. Böyle bir tablo varsa ki, yalanlanmıyor bu çok daha vahim”

Kürsü dokunulmazlığına, düşüncelerin özgürce ifadesine evet, ihaleye fesat karıştırmaya, yolsuzluğa dokunulmazlığa hayır” dedi.

-“Yargılamada sürat kavramı yanlıştır. Bunu önce Adalet Bakanının öğrenmesi lazım. Hızlı adalet diye bir kavram yoktur adalet dünyasında. Bazı davalar uzun sürebilir. Bütün mesele şudur; delilleri tam toplamadan insanları içeri atmak sonra delil oluşturmak. Bunlar olmamalı.”

Orhan BURSALI- Sayın Kılıçdaroğlu bu hükümetin yani 7-8 ay önceye kadar en büyük dost olarak gördüğümüz veya o ilişkiler içine girdiği Suriye’yle bugün iki ülkenin orduları neredeyse sınırda karşı karşıya birbirine bakışır hale geldi. Sizce burada nerede yanlış yapıldı? Suriye’yle bir savaş olasılığı var mı? Bu yıldan bahsediyorum. Bu çerçevede 2012 yılının en önemli 3 önemli Türkiye açısından 3 önemli sorunu konusu sizce ne olacaktır?

Didem Arslan YILMAZ- Esat’ın sözlerini hatırlatırsak eğer zafer kazanacaklar sandılar ama yanıldılar diyor Esat en son yaptığı açıklamada mesela.

Orhan BURSALI- Hükümet burada hangi konulardan hata yaptı Suriye konusunda özellikle?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hükümet Suriye konusunda başlangıçta iyi programlar yaptı. Vizeler kalktı. Yurttaşlar gidip geliyordu rahatlıkla. Ortak bakanlar kurulu hatta bizden bir spor kulübü oraya gitti. Maçlar yapıldı. Ortak baraj temeli atıldı. Biz o dönem güneydeki illere gezen milletvekilleri arkadaşlarımızın verdiği raporlardan da şunu gözlemliyorduk; bütün oteller dolu, esnaf hayatından memnun, vizelerin kalkması dolayısıyla da iki tarafta da bir memnuniyet vardı.

Fakat bir sabah kalktık Suriye’yi düşman ilan ettik. Üstelik bir numaralı düşman ve ülkenin Başbakanı kalktı şunu söyledi; bıçak kemiğe dayandı. Ne demek bıçak kemiğe dayandı? Bıçak kemiğe dayandı demesi, arkadaş artık biz ordumuza talimat vereceğiz, geliyoruz. O anlama gelir.

Bütün ilişkiler koptu. Oraya iki kez bildiğim kadarıyla Sayın Davutoğlu gitti. En son giden Sayın Kamalak, Saadet Partisinden. Onun kamuoyuna yapmış olduğu bir açıklama var. Gelen her Türk yetkili efendim, işte Obama şöyle söylüyor, Obama’nın şu talimatı var. vs. Sayın Esat’ın söylediği bırakın Obama’yı. Siz ne diyorsunuz?

Ben Suriye konusunda hükümeti şöyle suçladım; batının egemen güçlerini Ortadoğu’daki taşeronluğu rolüne üstlendi Türkiye diye. Bunu söylerken de son derece samimiyim. Ama bugün geldiğimiz noktada çok ciddi sorunlarımız var.

Şimdi Kilis’te de bir mülteci kampı açıyorlar. Demek ki, oranın daha da karışacağını biliyorlar. Bizde Suriye’ye karşı olanlar toplandılar. İstanbul’da toplandılar. Yüksek sesle şu da seslendiriliyor; silahlı örgütler Türkiye’de eğitiliyor ve bunlar Suriye’ye gidip karışıklık çıkarıp tekrar dönüyorlar. Böyle bir tablo varsa ki, yalanlanmıyor bu çok daha vahim. Biz komşularımızla iyi geçinmek zorundayız. İyi geçinmek durumundayız. Hiçbir komşumuzla kavga etmek istemeyiz. Sorunlu olmak istemeyiz.

Didem Arslan YILMAZ- Sayın genel Başkan o zaman siz Suriye’nin ileri sürdüğü bu kara propagandanın aslında gerçek olduğunu mu söylüyorsunuz? Suriye bir kara propaganda yürüttüğünü söylüyor Türkiye’nin. O zaman bunun gerçek olduğunu mu söylüyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Suriye’de insan hakları ihlalleri olduğuna ben inanıyorum. Çünkü baskıcı bir yönetimden insan hakları ihlalleri olmaz diye bir sonuç çıkarmak doğru değil. Nerede bir baskıcı yönetim varsa orada insan hakları ihlalleri vardır. Türkiye’de de var. Burada da baskıcı bir yönetimin olduğuna inanıyorum ben.

Bunun açık, net verileri var. Nedir? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde insan hakları ihlalleri dolayısıyla yargılanıp mahkum edilen ülkelerde Türkiye bir numarada yer alıyor. Bu çok açık. İkinci bölüm; biz Suriye’ye demokrasinin gelmesini isteriz. Özgürlüklerin gelmesini isteriz. İnsan hakları ihlallerinin çözülmesini isteriz. Daha güzel yasalar, anayasalar, demokrasi, hukuk her şeyi isteriz. Ama bunları dayatmayla, silahla yaparsak bu doğru değil. Hele batının istediği için bizim oraya girmemiz hiç doğru değil.

Tipik örneği Irak’tır. Irak ortada. Girildi oraya, ne adına girildi? Demokrasi adına girildi. Özgürlükler adına girildi. Kadın-erkek eşitliği adına girildi. Ne oldu? Şimdi Irak parlamentosunda görev yapan Iraklılar biz Iraklıyız demiyorlar. Birisi ben Şii’yim diyor. Öbürü ben Sünni’yim diyor. Öbürü ben Kürt’üm diyor. Öbürü ben Arap’ım diyor. Herkes ayrıldı. Parlamento kimlikleri esas alan, alt kimlikleri esas alan bir yapıyla oluştu ki, bu sonuçta Irak’ı parçalanmasını sağladı.

Gazeteci- Burada bizi bekleyen tehlike nedir? Yani Ortadoğu’da Türkiye’nin en büyük sorunu ne olacaktır?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Eğer dinsel temelli bir savaş çıkarsa Sünni, Şii kavgası. Onun Türkiye’ye yansıyacağını hepimiz biliyoruz. Bunu ülkenin saygın gazeteleri ve köşe yazarları, sizlerde yazıyorsunuz.

Özellikle bu tür bir söylemin ne kadar risk taşıdığını, büyük riskler taşıdığını hepimiz biliyoruz.

Nihal Bengüsu KARACA- Yalnız son zamanlarda biliyorsunuz 1,5 aydır filan neredeyse bu konuda hiç konuşulmuyor, hadise Arap ligine havale edildi ve daha önce kurulması ihtimali bulunan tampon bölge kurulmadı Türkiye tarafından. Suriye konusunda böyle düşünüyorsunuz. Irak konusunda dedikleriniz doğru. Mahalle mahalle ayrılmış durumda Irak Şii-Sünni diye. Fakat siz Libya konusunda, Libya’ya NATO müdahalesi konusunda olabilir şeklinde konuştuğunuz ve hatta BM kararı çıktıysa meşruiyeti de vardır dediniz. Fakat Suriye noktasındaki muhalif hareketlere hükümetin destek vermesi esnasında sertleştiniz. Libya’nın farkı ne? Yani Libya’da ki, şu önemli bir fark mıdır? Yani orada işte biz özgürlük istiyoruz diye ayaklanan muhalif kanadın NATO’yu davet etmiş olması ki, biliyorsunuz ki,   bombalamalarında 17 bin sivil öldü. O bombardıman da öldü. Liman bombalandı, hep onlar ihale olarak geri dönecek işte o tasarlayanlara ki, herhalde böyle bir dizayndan sizde düşünüyorsunuzdur öyle bir dizayn olduğunu. Ne farkı var Libya ve Suriye arasında?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şöyle söyleyeyim; Birleşmiş Milletler kararı çıkarsa NATO’nun müdahalesi meşruiyet kazanır dedim. Ama bakınız, oraya bir sefer yapılan müdahale bizim düşündüğümüz tarzda bir müdahale değil. Linç politikası uygulandı. Kaddafi linç edildi.

Nihal Bengüsu KARACA- Ama öyle olur zaten genelde.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır efendim. Ben bunu en son Brüksel’de katıldığım bir toplantıda bütün sosyalist partilerin, sosyal demokrat partilerin üyelerinin katıldığı ve yanlış hatırlamıyorsam 5 liderdik. Bu politikayı şiddetle eleştirdim. Kaddafi’nin linç edilmesinin de batının ayıbı olduğunu söyledim. Bu ayıbın altında o karara imzam atanlar var. Dışarıda söyledim ben bunları. Bu düşüncemi her yerde muhafaza ediyorum. Biz Türkiye, Sayın Ahmet Davutoğlu geldi. Libya’yla ilgili olarak Deniz Kuvvetlerinin gitmesi konusunda haklı gerekçeler bana göre haklı gerekçeler söyledi ve bizde parlamentoda onay verdik buna. Ama gidin Libya halkını bombalayın falan diye bir şey söylemedik. Böyle bir olaya da izin vermedik. Parlamentoda da böyle bir olaya izin vermedi. Daha sonra bizim hükümetle Fransa adeta yarıştılar birbirleriyle. Ben bavul dolusu para götürdüm. Sen şunu yaptın bunu yaptın. Sonun da Fransa Libya’dan alacağını aldı. İmzasını attı. Petrolünün büyük bir kısmını aldı, biz gene nal topladık orada.

Niye biz Libya’ya gittik. Libyalı muhaliflere niye destek verdik.

Nihal Bengüsu KARACA- En başta Başbakan biliyorsunuz NATO’nun Libya’da ne işi var demişti. Siz hemen NATO’nun Libya’da ne işi var demem dediniz. Acaba diyorum ki bende o noktada, o çizgide bir birlik yani söylem birliği oluşturulabilseydi belki Türkiye hem etik açıdan hem bugünkü çelişkili pozisyonundan daha doğru bir yer bulacaktı. Yani muhalefet iktidarın özellikle uluslararası konularda ağız birliği, söylem birliği etmesi faydalı değil midir? Neden Başbakanın o sözüne itiraz ettiniz? Yani “Libya’da NATO’nun ne işi var demem” cümlesini kurmanızı…

Kemal KILIÇDAROĞLU- İki şey; bir Başbakan çok kısa süre içinde bu kadar büyük bir çelişkiyi halkın önüne koyamaz. Çünkü o sade bir yurttaş değil. Emrinde Milli İstihbarat Teşkilatı var. Dışişleri Bakanlığı var. İçişleri Bakanlığı var. Devletin pek çok kurumu var. Bilgi alacak ve Başbakan konuşacak. Çıkıp NATO’nun orada ne işi var? Bizde dedik tamam. Demek ki, NATO’nun orada ne işi var? Biz hiçbir zaman Sayın Başbakana niye bunu söyledin de demedik. Ama sonra Başbakan değiştirince efendim NATO oraya gitmeli diye söyleyince kusura bakmayın ama bizde eleştirmek durumdayız.

Didem Arslan YILMAZ- Yani burada o zaman çok net soralım. Yani Sayın Kılıçdaroğlu ve CHP ilk başlarda Beşar Esat’ı destekler gibi göründüğü için bir anlamda işte baasçılıkla suçlanmıştınız.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hiçbir zaman Beşar Esat’ı destekleyen bir ifade kullanmadım. Hiçbir zaman. Bir baskıcı yönetimi niye ben destekleyeyim. Hem özgürlük isteyeceksiniz, demokrasi isteyeceksiniz hem de gideceksiniz baskıcı bir yönetimi destekleyeceksiniz. Hayır. Kesinlikle böyle bir şey yok.

Didem Arslan YILMAZ- Reformlar yapılması gerektiğine inanıyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Biz reformların yapılması gerektiğine insan hakları ihlalleri varsa bunlarla ilgili bizim gidip katkı vermemiz gerektiğine inanıyoruz. Hala aynı düşüncelerimizi söylüyoruz. Beşar Esat seçimleri yapacağız, Anayasayı değiştireceğiz deyince de biz bundan memnunluk duyuyoruz. Bunu söyledim. Yoksa biz kalkıp da Beşar Esat yönetimine hiçbir zaman açık destek vermedik.

Ahmet Davutoğlu gittikten sonra oraya bize bilgi verilmedi. Normalde Dışişleri Bakanlarının gelip ana muhalefet partisine bilgi vermesi lazım. Bilgi verilmediği için biz oraya Sayın Faruk Loğoğlu başkanlığında bir ekip gönderdik. Orada nedir, ne oluyor diye aldık ve edindiğimiz bütün bilgileri de yine Dışişleri Bakanlığına bir rapor olarak sunduk.

Gazeteci- İstanbul’da Suriye muhalifleri var efendim. Siyasi olarak da burada bir örgütlenme içerisindeler. Yani bir yapı burada bir oluşturulmuş bir yapı da var. Hiç görüşmeyi düşündünüz mü?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır.

Gazeteci- Siyasi partinin herhangi bir CHP’nin dışişlerine veya diplomasiyle alakalı elemanlarından hiç bu insanlarla temas eden var mı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Muhaliflerle hükümet zaten beraber çalışıyor onlarla. Her türlü desteği veriyor hükümet. Biz bunun doğru olmadığını söylüyoruz. Beşar Esat ben kendi ülkeme demokrasi getireceğim, özgürlükleri getireceğim, bana biraz imkan verin diyorsa buna imkanın verilmesi lazım.

Nihal Bengüsu KARACA- Ama aynı şeyleri defalarca Ahmet Davutoğlu’na söz verdi. Vaatte bulundu. Demokratikleşme sağlayacağız, seçimlere gideceğiz denildi. Hani siz diyorsunuz ya bir sabah uyanıldı ve Suriye ile düşman olduk. O noktaya gelene kadar her halde bir 40-50 ziyareti var Davutoğlu’nun ve görüşmesi var Esat’la.  Ama bu sözler yerine getirilmediği için…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Obama’nın Esat’tan olan taleplerini iletmek üzere gitti. Sayın Kamalak’a anlattığı budur. Ama bunu seslendirmedik. Bilinçli olarak. Ama bunu Dışişleri Bakanlığına gönderdiğimiz raporda da koyduk biz ortaya.

Derya SAZAK- Asıl Suriye, Irak oradan geçince şu anda İran’da değil mi körfezde bir kriz tırmanıyor. Türkiye açısından da yine Amerika’yla ittifakın bir gereği olarak bu Kürecik radarı konuşlandırıldı. O radara İran’ın tepkisi var. İran bir yandan kendisi nükleer programı nedeniyle işte şimdi bir fizikçi öldürüldü. Suikasta uğradı. Bir yandan Amerika’nın ve İsrail’in hedefi gibi Orhan Bey ısrarla 2012’de ne olacak senaryolarına biraz çekmeye çalışıyor. Bende bunu sorarak aslında bu ciddi bir sıcak savaş tehdidi olabilir. Yani önümüzdeki aylarda ya da yıllarda. Bir yandan İran’ın nükleer programı konusunda Türkiye arabulucu gibi gözüküyor. Ama öte yandan Kürecik radarını yerleştirdiği için İran’ın tepkisini alıyor. Yarın bir gün bir sıcak çatışma olduğu zaman bu ikili siyaset ne yöne doğru gidecek ve Türkiye kendini nerede bulacak diye sorayım? Bu arada da sizin bu radar ve İran meselesindeki politikanızı öğrenelim.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Önce şunu söyleyeyim; Türkiye’nin Ortadoğu’da da başka bir yerde de arabulucu olma şansı kalmamıştır. Çünkü Türkiye müthiş bir güven kaybına uğramıştır dış politikada. Kime arabuluculuk edecek. Filistin’de bile arabuluculuğu Mısır yaptı ki, Filistin en az sorunumuz olan yer. Arabuluculuğu Mısır yaptı. Suriye’yle İsrail arasında mı arabuluculuk yapacak? İran’la Amerika arasında mı arabuluculuk yapacak? Ne yaptık? Oturduk bir komite kurduk. Brezilya, Türkiye, İran. Brezilya çekildi Türkiye tek başına kaldı. Orada da havlu atmak zorunda kaldık.

Dolayısıyla güven yetiren, uluslararası arena da güven yitiren bir konumdayız. Arabulucu iki tarafa da eşit davranır, aldığı kararlarla iki tarafa da güven veren konumda olursanız arabulucu olursunuz. Türkiye bu şansını tümüyle kaybetmiştir.

Kürecik’e biz ona İsrail Kalkanı diyoruz. Oraya o kalkan kurulacak. Türkiye’nin güvenliği için. Yok efendim, ne Türkiye’nin güvenliği için. Benim İran’la ne sorunum var? İsrail, bakın şunun da altını özenle çizeyim; biz hiçbir komşumuzun artı Türkiye’nin nükleer silaha sahip olmasını istemiyoruz. Ortadoğu coğrafyası öteden beri egemen güçlerin savaş alanı halindedir. Fatura hep burada yaşayan insanlara çıkmıştır. Nedeni, enerji buradadır da onun için.

Şimdi bu tablo ortadayken İran’ın bir şekliyle ikna edilmesi lazım. Nükleer silah yapımından vazgeçmesi lazım ve İran sınırlarını bu tür denetleme yapan uluslararası kuruluşlara, sivil kuruluşlara açması lazım. Güven vermesi lazım. Ben nükleer silah üretmiyorum, böyle bir amacım yoktur, söylemin ötesine geçip uluslararası kuruluşlar gelip denetlemeli ve Türkiye’de evet, bunu her yerde her ortamda rahatlıkla söyleyebiliriz.

Ben şunu söylüyorum; az önce ne dedim. Ortadoğu’da hiçbir ülkenin nükleer silah üretmesini istemeyiz. İsrail’de dahil buna. Efendim İsrail’de var orada da olsun. Öbüründe de olsun. E yarın çatışma olacaktır. Buna izin vermemek gerekir. Şimdi İsrail’in güvenliği için o konuyor buraya. Efendim Türkiye’nin güvenliği için olacakmış. Yok efendim Türkiye’nin güvenliği için değil. Oradan elde edilecek bilgiler eşzamanlı olarak İsrail’e de verilecektir. Ve bunu İran’da çok iyi biliyor. İran dünün devleti değil ki, sınırları egemen güçler tarafından çizilmiş bir devlet değil ki. Bin küsur yıllık devlet. Devlet geleneği var.

Ve şunu söyledi. Eğer bir çatışma olursa ilk vuracağım yer Kürecik’teki kalkan olacaktır dedi. Çünkü benim güvenliğim önemli. Bunu söyledi. Şimdi biz ne yapacağız? Sıfır sorunla başladık…

Derya SAZAK- Türkiye’nin o radarı istememe şansı var mı bu saatten sonra? Ya da siz muhalefet…

Kemal KILIÇDAROĞLU- NATO’da kararlar oy birliğiyle alınır. Libya örneğinde olduğu gibi. Eğer imza atmasaydı Fransa gidip hiçbir zaman vuramazdı. Türkiye içinde ayrı politika, dışarıda ayrı politika yapıyor. Türkiye içinde efendim biz şuna karşıyız, buna karşıyız. Dışarıya gidiyorsunuz egemen güçler ne diyorsa bizimkilerin altında imzası var. Hiç kimse birbirini kandırmasın.

Orhan BURSALI- Siz karşı çıkardınız kendi iktidarınız olsaydı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet efendim. Bakın, ahdevefa denen bir şey var. Kaddafi bu ülkeye en zor zamanımızda Kıbrıs müdahalesinde uçağını gönderen, uçak benzinini gönderen ve uçak tekerleğini gönderen bir liderdir. Tarihsel birikimimiz var onlarla. İkna edilebilirdi belki başka türlü yollarla. Ama siz gittiniz bastınız imzayı git bombala diye. Hatta Fransa çok daha önceden bombaladı. Daha NATO kararı bile yokken bombaladı. Biz sandık ki, biz işte Doğu Akdeniz’e Türk gemileri açılacak ama bu arada Türkiye doğrudan halkın bombalanmasını istemeyecek ama tam tersine bir tablo çıktı ortaya. Sadece bu değil, Güney Kıbrıs Rum kesiminin doğalgaz ve petrol aramasında da Türkiye sınıfta kalmıştır. Münhasır ekonomik bölge ilan edildi. Milyarca metreküplük doğalgaz bulundu. Bizimkiler ne yaptılar? Asarız, keseriz, izin vermeyiz. Sayın Erdoğan gitti Obama dedi ki, bir dakika dedi. Doğalgaz aranıyor benim şirketim arıyor oraya müdahale etmeyeceksin. Müdahale edildi mi? Hayır. Ne yaptık? İçerdeki kamuoyunu tatmin etmek için efendim bizde Piri Reis’te arama yapacağız. 40 yıllık, 50 yıllık gemiyle arama mı yapılır? Yani bu milleti kandırmak bu kadar kolay mıdır?

Didem ARSLAN YILMAZ- Biraz ara vereceğiz. Aranın ardından Uludere’yi, orada yaşananları konuşacağız bizden ayrılmayın.

Devam ediyoruz programımıza. Son bloğa girdik. Sorularınızda geliyor ama onları da soramadım özür diliyorum sizlerden ama Uludere’de yaşananları konuşalım istiyorum biraz. Şimdi az önce sizin sesinizden de bir görüntü verdik. İstihbaratla ilgili bir karmaşa var Uludere’de. Şimdi MİT biz istihbarat vermedik diyor. TSK istihbarat aldığını söylüyor. Ve siz dediniz ki, ABD ve İsrail tarafından bu istihbaratın verildiğini söylediniz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- ABD’den mi? İsrail’den..

Didem ARSLAN YILMAZ- Ve İsrail ya da İsrail’den mi? Siz nasıl, bu bilgiyi nereden edindiniz ve size göre bu istihbarat kimden geldi Sayın Genel Başkan?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi olay ortaya çıktıktan sonra Genel Kurmay bir açıklama yaptı. Aldığımız istihbarat üzerine biz bunu yaptık dedi. Demek ki, istihbarat dışarıdan gelmiş Genel Kurmay’a. Arkasından bir gazeteci arkadaşımız MİT’in bu istihbaratı verdiğini söyledi. Sonra Sayın Başbakan MİT yarın bir açıklama yapacak dedi veya o gün bir açıklama yapacağını duyurdu ve MİT Müsteşarlığı bir açıklama yaptı bizde istihbaratı vermedik dedi.

Şimdi benim merak ettiğim nokta şu; istihbarat kuruluşları nereden olur? MİT vermedim diyor. Genel Kurmay’da aldık diyor.

Didem ARSLAN YILMAZ- Bir istihbarat var.

Kemal KILIÇDAROĞLU- O zaman kim verdi bu istihbaratı? Sayın Başbakan sonra bir açıklama yaptı elimizde 4 saatlik bir kayıt var dedi. 4 saatlik kaydı kim aldı, nasıl aldı? Heronlarla yapıldıysa bunun İsrail kaynaklı olduğunu düşünebiliriz. Eğer İncirlik üssünde konuçlanan insansız hava araçlarıyla yapıldıysa ki bunlar daha gelişmiş türden araçlar. Bunları Türkiye’ye satma konusunda Amerikan kongresi de izin vermiyor. Bu istihbarat olduysa o zaman Amerikan kaynaklı. Önce Nevada’ya gider, orada işlenir, sonra Türkiye’ye gelir ve istihbaratın gereği yapılır. Sonra istihbarat kavram olarak da şöyle bir şey; alınan tüm bilgilerin değerlendirildiği, olgunlaştırıldığı ve kullanılır hale geldiği andan sonra istihbarat olur. Her yerden bilgi gelir. Bazen sivil kişilerden, bazen asker kişilerden. Bazen açık istihbarat alınır gazetelerden, yayınlardan, konuşmalardan. Bazen de insansız hava araçlarından. Sonra bu bilgilerin tümü bir yerde kümelerin, uzmanlar alır değerlendirirler, netleştirirler ve bu bir istihbarat bilgisi olur. Sonra gereği yapılır. Genel Kurmay ne yapmış? Bana istihbarat geldi git vur dediler bende gereğini yaptım gittim vurdum.

Şimdi istihbarat nereden gelmesi gerekir? Ya içerden, ya dışarıdan gelmesi gerekir. Dış istihbarattan kim sorumlu Türkiye’de? Emniyet Genel Müdürlüğü sorumlu değil. MİT sorumlu bildiğim kadarıyla. MİT’te ben bunu vermedim diyor. Burada daha önemli bir konu var o da şu; yurtdışı operasyonu için bir siyasi irade gerekiyor. Siyasi irade olmadan yurtdışına silahlı kuvvetler gidemez. Şimdi o zaman siyasi otoriteden bu talimat gitmiş oluyor. Vurma konusundaki siyasi irade hükümet tarafından verilmiş. Ön izni TBMM verir. Hükümete bu konuda bir yetki vermiştir. Yetkinin nasıl kullanılacağına da hükümet karar verir.

Didem ARSLAN YILMAZ- hatta siz şey dediniz galiba. AKP uçakları göndermiş 34 sivil vatandaşı öldürmüş dediniz. Bu ifadeniz biraz sert olmadı mı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır. Az önce onu kastediyorum zaten. Siyasi otorite buna karar verir. Önce yasama organına hükümet bir tezkere getirir. Der ki, ben olayı terörü bitirmek için bana izin verin. Ben arada bir yurtdışı operasyon yapacağım. TBMM’de madem istiyorsun süreli olur ki bu süresizde değildir. Yasama organı da izin vermiştir hükümete gidip operasyon yapabilirsin diye. Bu yetkinin ne zaman, nerede, nasıl kullanılacağını artık siyasi otorite karar verir. Yani siyasi otorite ben 35 kişinin öldürülmesinden sorumlu değilim diyemez. Böyle bir hakkı da yoktur, böyle bir yetkisi de yoktur. Eğer benim hakkım yok, yetkim yok diyorsa o zaman parlamentoya dönüp şunu söyleyecek. Kardeşim bu yetkiyi başka bir hükümet mi istedi? Sen geldin izin istedin bizde sana izin verdik. Bu konu medyada hiç görülmüyor. Tuhaf olan bir şey bu. Hiç tartışılmıyor bu. Bir siyasi karar olduğunu, siyasi kararın arkasında hükümetin olduğunu da hepimiz kabul edelim. Hükümet bu konuda ısrarla açıklama yapmıyor Genel Kurmay’a ve MİT’e yaptırıyor açıklamayı. O da acizlik ifadesidir.

Derya SAZAK- Efendim orada hatırlarsanız Çukurca saldırısından sonra PKK’nın biliyorsunuz Cumhurbaşkanı da gitmişti çok ağır bir saldırısı oldu karakollara karşı ve ağır kayıplar verildi. Yanılmıyorsam 24 şehit verilmişti o olayda. O sırada işte bir sınır ötesine geçiş açıklaması yapıldı Genel Kurmayca. Sınır ötesinde uçaklarımız hatta Kandil’e kadar giden hattı bombalıyor diye. Sonra bir düzeltme geldi ertesi gün. Hatta Başbakan o arada medya yöneticileriyle Ankara’da toplanmıştı. O düzeltmede hayır sınır ötesinde değil, içerde, sınırlar içerisinde ve Kazan vadisi denilen bölgede ağırda kayıplar verdirdi PKK’ya. Fakat bu son olayda dediğiniz gibi bir 3 saatlik hem bir bant kaydı var. Hem de o yanlış istihbaratın sonucunda çok ağır insani kayıplar var. Yani genç çocuklar öldürüldü. Köylüler kaçağa giden işte 12 yaşından 18, 24 yaşına kadar…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Biriside bir gazi çocuğu. Köy çünkü bir korucu köyü. Yani PKK’ya karşı mücadele eden bir köy.

Derya SAZAK- İlk defa ben uzun yıllardır birazda bu hadiseleri izleyen birisi olarak Cumhuriyet Halk Partisi liderini biz sizi sıcağı sıcağına olayın hemen üstünden işte birkaç saat ya da birkaç yani bir gün mü geçti? Hemen ertesi gün sınırda gördük ve köylülerle, o halkla, yurttaşlarla konuşarak geri döndünüz. Halbuki geçmişte size, CHP’ye yönelik en büyük eleştiri işte Fırat’ın ötesine geçemezlerdi.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hatta Sivas’ın ötesine geçemezdi.

Derya SAZAK- Sivas’a kadar gerilemişti. Siz bunu 12 Haziran seçimlerinde yıktınız. Benim aklıma biraz önceki tartışmalardan da çıkarak şu geliyor. Hatırlarsanız Şemdinli kitabevi bombalanmıştı. O zaman CHP Büyükanıt’a soruşturma yöneldiği için bunu orduya karşı bir darbe gibi görmüştü Sayın Deniz Baykal. Bu tür açıklamaları olmuştu. Ve orada o bombayı atan askerleri, astsubayları koruyan halbuki sözleri vardı Büyükanıt’ın iyi çocuklar diye.

Şimdi siz ilk defa oraya gittiniz ve sivil halktan yana bir tepki verdiniz. İlk defa devlet ya da askeri koruyan kollayan değil, ölen insanların yanında duran bir duruştu bu. Çünkü bu olayın hem insani boyutu var, hem de sosyal boyutu var. Yani orası PKK’nın geçiş yolu deniyor. Halbuki sürekli kaçağa çıkan köylüler var. Bunlarda işte 50 liraya, 100 liraya o sırtçı, katırcı denilen insanlar. Şimdi bu gelinen noktada ve ne yazık ki Dersim’de özür tartışmalarını falan yaşadıktan sonra devlet bu konuda bir şuana kadar özür dilemedi. Doğru dürüst bir soruşturma yapılmadı. Dediğiniz gibi istihbaratı kim verdi açıkta. Genel Kurmay’ın bu konudaki rolü nedir? Genel Kurmay Başkanı dahil sorgulanmıyor.

Soru; CHP ne yapacak sorusu. Birde bu ciddi bir politika değişikliği. Sizin Kürt sorununa yaklaşımınızda hem bir siyasi, hem de insancıl bakış açısını içeriyor. Ama buna karşıda çok ağır eleştirildiniz Başbakan tarafından.

Avni ÖZGÜREL- Kürt politikasındaki değişikliği filan hepsini nereden yani bir tek bir ziyaretle mi anladın bunları?

Derya SAZAK- Ben anlamadım. Sayın Genel Başkan şimdi cevap verecek. Ama benim anladığımda CHP’de bu yönde evet çok ciddi değişiklikler var. Ama ben hakikaten Kürt meselesine de nasıl bakıyorsunuz ama bu olayda varsa kusurlular kimler ve siz ne yapacaksınız bunu soruyorum.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Uludere ziyaretimde beni eleştiri şu noktada oldu Sayın Başbakan tarafından. Efendim orada Hasip Kaplan’la niye yan yana görüldüm. Ve beni PKK diliyle konuşmayla suçladı. Hasip Kaplan Şırnak milletvekili. Yani ben gidince bir Genel Başkanı karşılamaya gelmiş. Yani başka bir yerden gelen Tokat milletvekili değil, Edirne değil, oranın milletvekili. Ben gidince o da geldi. Kaldı ki, sadece o değil, bizim milletvekillerimizde orada. Onlarda ben gidince beni karşılamaya geldiler. Sonrada da uğurladılar. Ben çadırda da konuşma yaptım. Ama Türkiye’nin birliği, bütünlüğü için konuşma yaptım. Oraya Başbakanın hemen ertesi gün gitmesi gerekirdi. Hemen ertesi gün.

Çünkü biz ayrışma üzerine değil, birleşme üzerine, birlik üzerine bir politika geliştirmeliyiz ve üretmeliyiz. Eğer ben oraya gitmeseydim samimi söylüyorum o insanlar ya biz sahipsiz kaldık diyeceklerdi. Ben Hakkari’ye gittiğimde Hakkari Valisi bana açıkça şunu söyledi. Kemal bey iyi ki geldiniz buraya. Sanki burada sadece tek parti var. Ülkenin başka bir partisi sanki burada yokmuş gibi. Bir vali söylüyor, devletin valisi söylüyor bunu. Biz her yere gitmeliyiz. Ben seçimlerde de söyledim. Yani bir kişi bile beni dinleme gelse gideceğim. Sonuçta biz bu ülkenin insanlarıyız.

Başbakan, ben gittim diye aslında bana teşekkür etmesi lazım. Benim oradaki konuşmalarıma alıp bakması lazım. Hiçbir zaman ben oraya bir siyaset yapmak amacıyla da gitmedim. Gerçekten ülkenin birliği, bütünlüğü için gittim oraya. O yolun kaçakçı yolu olduğunu herkes biliyor. Oradan kaçakçıların sürekli gidip geldiğini herkes biliyor. Kaçakçılar gelirken buradan telefon ediyor cep telefonuyla. Diyorlar ki, asker sardı gelmeyin. Onlarda orada bekliyorlar. Asker çekilirse gelecekler. Birileri komutana telefon ediyor ya onlar bizim çocuklarımız komutan bunlar PKK’lı değildir diye.

Benim ısrarla sorduğum bir şey var. Bu olayın aydınlatılmasının temel noktası şu; istihbaratı kim verdi? Çünkü o dışarıdan geldiyse Türkiye Cumhuriyetini yanılttı. 35 insanımızın hayatına maloldu bu. Ve bunun faturasını siyasi otoriten vermesi lazım. Çekmesi lazım. Eğer içerden olduysa o bürokratların açıklanması lazım.

Nihal Bengüsu KARACA- Amerika ve İsrail tarafından verilmiş bir istihbarat söz konusuysa ve Amerika ya da İsrail tarafından bir yanıltma söz konusuysa orada amaç ne olabilir. Yani o yanlış istihbaratla beraber aslında hangi mesaj verilmiş olabilir?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Onu bilmiyorum. Bir yorum yapmak istemiyorum o konuda. Çünkü olay tam daha net aydınlanmadan yorum yapmamız doğru olmaz.

Nihal Bengüsu KARACA- Bir fikir ileri sürüyorsunuz. İstihbarat Amerika ya da İsrail tarafından verildi ya da verilmiş olabilir demek bir fikirdir. Muhtemelen bir yere dayanıyordur.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Dış kaynaklı olması kuvvetle muhtemel. Çünkü bu ülkenin Genelkurmay Başkanı kendi istihbaratı olmadığını söylüyor. Milli İstihbarat Teşkilatı kendi istihbaratı olmadığını söylüyor. Bizimde bir istihbarat örgütümüz yok CHP olarak. Diğer siyasal partilerin de yok. Devletin diğer kuruluşlarından Emniyet Genel Müdürlüğünün istihbaratı var. Onlarda dış istihbarat değil. Onlar ağırlık olarak iç istihbarat. Emniyet Genel Müdürlüğü bir açıklama yapmadı. İstihbarat biz vermedik diye. Çünkü Emniyet Genel Müdürlüğünün bu tür bir istihbaratı verme olanağı da yok. O zaman bir tek seçenek kalıyor, dışarısı.

Orhan BURSALI- Şimdi burada başka konuya geçmek istiyorum. Derya aslında o konuya girecekti ama ben gireyim. Derya’da devam eder. Ekonomiye ben girmek istiyorum.

Avni ÖZGÜREL- Kürt meselesini netleştirelim diye düşünürüm. Hem önümüzde bir Anayasa süreci var hem de Türkiye’nin gündemde olan Anayasa olur olmaz, yenilenir yenilenemez ama insanların beklentileri de var. Bu konuda siz ne gibi bir katkı sunma veya bir hazırlığınız var mı? Şunları yapmak istiyoruz ama bu AKP buna itiraz ediyor ya da şunları AKP getirdi, bizce makul ya da değil her neyse. Yani bu senenin içerisinde bir şeyler yapılması gerektiğine inanıyor musunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Kürt sorunu konusunda en net çözümleri üreten, halkın önüne çıkan tek parti var o da CHP’dir. Hiç kimse aksini iddia edemez.

Nihal Bengüsu KARACA- Ana dilde eğitime taraftar mısınız?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Geleceğim. Bizim görüşmelerimizi anlatacağım ben. Biz parlamentoda bir uzlaşma komisyonu kurulmasını istedik. Tıpkı Anayasa Komisyonu gibi bir komisyon olabilir. Ben her partinin bu sorunu çözme yeteneğine sahip akil insanlar olduğuna inanan birisiyim. AKP’de de, MHP’de de, CHP’de de, BDP’de de insanlar bir araya gelmeli. Bu sorun Türkiye’nin temel sorunlarından birisi. Bunun paralelinde bir de sivil toplumdan oluşan bir akil adamlar heyeti olması lazım. Kim bu insanlar? Her parti aday gösterir. Bu konuda işte yazı yaşmış, yorum yapmış, yıllarını vermiş, çalışmış insanlar ve bunlar eşgüdüm içinde çalışmalı bir çözüm üretmeli.

Her türlü çözüm üretilebilir. Her türlü konuşma yapılabilir. Düşünce üretilebilir. Sonunda bir uzlaşma sağlanırsa bu uzlaşmaya biz her türlü desteği veririz. Bir toplumsal uzlaşma olması lazım. Bunu yapmakla şunu kastediyoruz.

Gazeteci- Çok romantik bir şey olduğunu düşünüyor musunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır. Şunu kastediyorum; bu sorun tek başına bir iktidarın çözebileceği bir sorun olmaktan çıkmıştır. Biz masaya oturan arkadaşlara şunu söyleyeceğiz; bu sorunu çözmek üzere masaya oturdunuz. Masadan kaçmak yok. Çıkıp bu sorunu çözmek isteyeceğiz.

Didem Arslan YILMAZ- Sayın Genel Başkan Genelkurmay Başkanı Necdet Özer’in bir açıklaması oldu. Fikret Bila’ya yaptığı röportajda. Kürtçe eğitimi uygun bulmuyoruz şeklinde bazı sözleri yansıdı yazılı basına. Mesela Genelkurmay Başkanı bu konuda fikir beyan etmeli mi ya da bu açıklamayı nasıl buluyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şöyle söyleyeyim; Sayın Karaca’nın da benzer sorusu oldu. Biz Kürtçe eğitime sıcak bakan bir parti değiliz. Bunu kendi raporlarımızda da… Öğrenime bakın, Kürtçe öğrenime dilini öğrenmek isteyebilir, buna karşı değiliz. Bunu raporlarımızı da yazdık zaten. Ben bunu defalarca televizyon programlarında da söyledim. Ama eğitim farklı bir olay. Eğitim toplumu ayrıştırır.

Gazeteci- Milli Eğitim düzeninin içinde seçmeli ders olarak Kürtçeye yer verilmesinden yana mısınız değil misiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bu tartışılabilir. O dediğimiz komisyonda. İnsanlar bir araya gelirler, tartışırlar. Biz kendi düşüncelerimizi söyleriz. Diğer partiler düşüncelerini söyler. Akil insanlar gelir konuşurlar. Toplumun eğilimi alınır. Oturulur, tartışılır.

Gazeteci- Sizin düşünceniz ne?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hangi açıdan?

Gazeteci- Bu açıdan. Biz kendi düşüncemizi söyleriz dediniz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Seçmeli ders. Olabilir. Olabilir seçmeli ders. Bakın biz sorunun çözülmesinden yanayız. Hep diyoruz analar ağlamasın. Ondan sonra tersini yapıyoruz. Bakın ben size şunu da söyleyeyim; ne söyledim? Bu sorunun çözümü konusunda en net duran parti biziz. Ben size şu soruyu sormak isterim. Sayın Başbakan çıkıp bu konuda bizim çözüm önerimiz budur diye bir laf etti mi? Etmedi. Ben şu çağrıyı yaptım; defalarca dedim ki, CHP’nin görüşü yoktur. CHP bu konuda görüş beyan etmiyor. Dedim ki, bizim görüşümüz net, söyledik. Bizim görüşümüz eksik olabilir. Bizim görüşümüz tartışılabilir. Bizim görüşümüz yanlışta olabilir. Ama dedim ki, sizin görüşünüz nedir? Getirin görüşü. Biz size destek verelim. Türkiye’nin gündeminden bu sorunu çıkaralım. Ama ne oldu? AKP’den bir tek öneri dahi şu ana kadar gelmiş değil.

Didem Arslan YILMAZ- Ama yeni Anayasa Komisyonunda herhalde bu konular ayrıntılı konuşulacak, tartışılacak.

Derya SAZAK- Burada mesele PKK’ya silah bıraktırma. Bu konuda sizin bir şeyiniz var mı? Ya da hükümete bir destek…

Nihal Bengüsu KARACA- Silah bizim sigortamız dedi mesela Leyla Zana.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Silahla sigorta olmaz efendim.

Derya SAZAK- Oslo görüşmeleri biraz MİT üzerinde çok durduk. Şimdi brifingler veriliyor. Oslo’daki PKK-MİT görüşmesi konusunda size bir bilgi bugüne kadar geldi mi? Yansıyan tutanaklar ya da sizin bu konuda Dışişleri Bakanından, İçişleri Bakanından, ilgili bakanlardan özel bir şeyiniz olmadı değil mi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır. Olmadı. O görüşmeler Sayın Başbakanın yaptığı, görevlendirdiği kişi tarafından yapılan görüşmeler. İşin içinde Sayın Başbakan var. Keşke Sayın Başbakan bu tür toplantılara katılsa. Sizlerin bana soruduğunuz soruları Sayın Başbakana da sorsanız. Böylece toplumda bilgilense. Sayın Başbakanın biraz yürekli, biraz cesur olması lazım. Eğer zor sorulara yanıt vermeyecekse o zaman Başbakanlık görevini bıraksın.

İsteğimiz şu; çıksın, bakın biz açıkça söylüyoruz her şeyi. Düşüncelerimizi de söylüyoruz. Eğitime karşı olduğumuzu söylüyoruz. Neden? Toplumu ayrıştırır diyoruz. Ama bir başkası eğitim isteyebilir. Niye sen bunu istiyorsun diye sen bunu istiyorsun diye onu suçlamıyoruz. Ama biz parti olarak düşüncelerimizi, tavrımızı, duruşumuzu gayet net ortaya koyuyoruz. Ama AKP’nin tavrını, AKP’nin duruşunu, AKP’nin sorununa çözüm üretmedeki kararlılığını bilmiyoruz.

Didem Arslan YILMAZ- İlker Başbuğ’un avukatı İlkay Sezer’den bir mail gelmiş. Bunu okumak isterim. Diyor ki, masumiyet karinesini zedeleyecek konunun düzeltilmesini rica ederim diyor. Galiba Avni Bey sizin sorunuzla ilgili olarak bu maili gönderme ihtiyacı duymuş İlkay Sezer. Diyor ki, biraz önce Genelkurmay Başkanının devam etmekte olan davanın iddianamede ve duruşma tutanakları okunmaksızın hatalı bir soru yöneltilmiştir. Soruda geçen 42 site 1996’dan itibaren kurulmuş müvekkil döneminde kapatılmıştır. Dosyadaki raporlara göre müvekkilim Sayın Başbuğ döneminde dava konusu siteler güncellenmemiştir. Dava konusu olmuş Andıçla kamuoyu bilgilendirme amaçlı 4 site kurulması planlanmış ve bu hazırlık hiçbir yayın yapmaksızın sona erdirildiğini dair bilgi duruşma tutanaklarında vardır. Andıç iki sayfa olup okunduğu takdirde bu husus görülecekmiş. Ne dersiniz? Bir cevap verme ihtiyacı duyar mısınız?

Avni ÖZGÜREL- Yok hayır. 4 sitenin, Sayın Başbuğ’un Genelkurmay Başkanlığı döneminde inşa edildiğini de biliyoruz. Ama kendisi zaten o süreçte zaten bunların hepsini açıklayacak.

Kemal KILIÇDAROĞLU- İddianameler medyada hangi ağırlıkla yer alıyorsa savunmalarda aynı ağırlıkta yer alırsa o zaman sorun kendiliğinden çözülür. Ama bizde iddianameler yer alıyor. İnsanlar açıkça suçlu ilan ediliyor. Suçlu ilan edildikten sonra onlar uzun süre içeride kalıyor zaten, öyle bir destekte verilmiş oluyor özel yetkili mahkemelere. Daha sonra yargıç dönüp kendisine soracak. Ya bu kadar içeride tuttuk. Şimdi mahkumiyet vermesek rezil olacağız. Ne yapalım? Bir de mahkumiyet verelim diyecekler.

Bakın samimi söylüyorum, bu dediğim aynen gerçekleşecek. Bu kadar uzun süre kalanlara tamamına mahkumiyet verecekler.

Didem Arslan YILMAZ- Gerçi Sadullah Ergin yargılamanın 1 yıla kadar indirileceği konusunda ki, tasarı konusunda…

Gazeteci- Hrant Dink davasında son karar aşamasına gelindi.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yargılamada sürat kavramı yanlıştır. Bunu önce Adalet Bakanının öğrenmesi lazım. Hızlı adalet diye bir kavram yoktur adalet dünyasında. Bazı davalar uzun sürebilir. Bütün mesele şudur; delilleri tam toplamadan insanları içeri atmak sonra delil oluşturmak. Bunlar olmamalı. Bana herhangi bir ülke gösterin. Almanya, Fransa, İngiltere, Japonya, Rusya hatta. Böyle bir şey yoktur bizde.

Nihal Bengüsu KARACA- Türkiye yalnız arada sırada iyi şeylerde oluyor. Siz 12 Eylül asla yargılanamaz, bunlar hayaldir demiştiniz ama 12 Eylül ………….. dava açılıyor. Onlar artık yargılanabilecekler. Bu sevindirici bir şey değil mi? Ne düşünüyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Elbette. Bakın orada niye biz yargılanamazlar diye bir kanaate vardık? Anayasa değişiklikleri sırasında biz bir önerge verdik. Dedik ki, 12 Eylül mağdurları, yani 12 Eylülle ilgili olarak darbeyi yapanlarla ilgili olarak zaman aşımı olmasın ve bunlar yargılansın. AKP bunu reddetti. Reddettiği için bir zaman aşımı süresi var. Aradan geçmiş bu kadar zaman. Dolayısıyla yani yargıcın önüne gitse ne olacak? Avukatları yarın diyecekler ki, zaman uğramış.

Nihal Bengüsu KARACA- Davanın açılamadığı bir dönem var ya daha önce savcılar dava açmaya çalışıyorlar açamıyorlar. Onun zaman aşımı sürelerinin hesaplanmasında etkili olduğu söylenebilir.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Olabilir.  Ama bizim bizde oluşan kanaat, bizim verdiğimiz önergenin AKP tarafından reddedilmesinden kaynaklanıyordu ve nitekim daha sonra AKP’den pek çok yetkili bu konuda birbirine ters düşen açıklamalarda yaptı.

Didem Arslan YILMAZ- Peki, Sayın Genel Başkan askeri vesayet döneminin bittiğini söyleyebilir misiniz? Baktığınızda tüm bu gelişmelere.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet. Sivil vesayet dönemine girdik şimdi. Yani askerlerin bir dönem yaptığını şimdi siyasi iktidar yapıyor. Hatta o dönemde askerlerin yapmaya cesaret edemediği pek çok şeyi şimdi bunlar yapıyorlar. Özgürlük alanları süratle daralıyor Türkiye’de. Türkiye’de sivil toplum konuşamıyor. İşadamları konuşamıyor. Medya üzerinde ciddi bir baskı var. Biz bunların hepsini biliyoruz. Yani bunun askeri yönetimden ne farkı var?

Nihal Bengisu KARACA- Darbe sonuçlarıyla kıyaslanamayacak kadar. Yani evet bir demokrasi sorunudur, bir demokrasi kültürü eksikliğidir ama herhalde askeri darbe sonuçlarıyla kıyaslanabilecek şeyler değil Kemal bey.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Sonuçları demedim bakın dikkat edin. Vesayet, otorite anlamında söyledim. Yoksa o sonuçlar o dönem o kadar idam oldu. Şimdi idam kalktı, idam yok diye biz şimdi bu hükümeti masum mu göstereceğiz? Ben size dedim yüzlerce örnek getirebilirim size. Bir değil, iki değil, on değil, yüzlerce örnek. Bakın bizim tartışlarımız şu konuda da dikkatinizi sunmak isterim. Tartıştıklarımız daha çok kamuoyunun bildiği kişilerle ilgili. Buyurun hapishaneleri bir dolaşın bakalım. Oralardaki haksız tutuklamaları göreceksiniz. Bir değil, iki değil, on değil, yüz değil. İnsanlar aylarca, yıllarca kalıyorlar. Hatta geçen gün bir örneği de medyaya yansıdı. Serbest bırakmışlar o kişinin asıl suçlu olmadığı tespit edilince. Sadece isim benzerliği nedeniyle.

Nihal Bengisu KARACA- Tamam söylediğiniz var ama bugün o uzun tutukluluk sürelerinden şikayet edenler o zamanlar bunları ağızlarına bile almıyorlardı. Bununda önemli bir mesele olduğu da yine bu dönem anlaşıldı.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bu kadar uzun tutukluluk süresi cumhuriyet tarihinde hiç olmadı.

Orhan BURSALI- Ve 97 gazetecide hiçbir zaman içerde değildi askeri …………. zamanında bile.

Derya SAZAK- Sayın Kılıçdaroğlu’na F tipi cezaevlerini de hatırlatalım. Ana muhalefet olarak oradaki sorunlarla da umarım ilgilenirsiniz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet.

Didem ARSLAN YILMAZ- Sayın Genel Başkan şöyle yapalım mı? Biz bir tane daha program yapalım öyle görünüyor.

Nihal Bengisu KARACA- Hayata dönüş operasyonu diye bir şey var yani. Bugün şikayet eden kimsenin o dönem diline almadığı bir şey var yani. Katliam var yani.

Didem ARSLAN YILMAZ- Sayın Genel Başkan çok çok teşekkür ediyorum yayına geldiniz, değerli görüşlerinizi aktardığınız için.

Çok teşekkürler sorularınız için, katkılarınız için.

Türkiye’nin nabzı programında sevgili seyirciler çok değerli bir konuğu CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu ağırladık. Çok değerli gazeteciler kendilerine soru sordular. Kimler mi sordu. Milliyet Gazetesi Yazarı Derya Sazak, Radikal Gazetesi Yazarı Avni Özgürel, Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Orhan Bursalı, Gazete Habertürk Yazarı Nihal Bengisu Karaca sordu ve CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’da yanıtladı. Çok teşekkürler, hepinizin ağzınıza sağlık.

Önümüzdeki hafta yine önemli bir konuda değerli bir konuğu ya da konukları ağırlamak üzere Türkiye’nin nabzı programında tekrar karşınızda olmak üzere iyi akşamlar efendim. Hoşçakalın.”

 

 

[cm_simple_form id=2]
Bu yazı Uncategorized kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın