‘Sosyal Avrupa 21. yüzyılı arıyor’

Kader Sevinç, Cumhuriyet Halk Partisi AB Temsilcisi ve Avrupa Sosyalist Partisi (PES) Yönetim Kurulu Üyesi

Vivaldi’nin Dört Mevsim Konçertosu bahardan başlar. Tıpkı Türkiye’nin AB ile 2005’te başlayan üyelik müzakerelerinin serüveni gibi. Bu günlerde AB üyelik müzakerelerinin gidişatı bir soru işareti olarak herkesin zihninde yankılanıyor. 2004 yılında hiç de hafife alınamayacak bir bahar heyecanı içinde başlayan ve geçen beş buçuk yıl içinde yaşananlar sonucunda içeride ve dışarıda fırtınalı bir hal alan müzakerelere daha yakından bakalım.

2005 yılında başladığımız müzakerelerde şuana kadar 13 başlığı müzakerelere açtık. Müzakerelerin ilk aşaması tarama toplantılarıdır. Bunu takiben AB Komsiyonu’nun önerisi üzerine AB Bakanlar Konseyi’nin oybirliği ile her fasıl için açma kararı gereklidir. Fasıl açmak ve kapamak için mevzuat ve uygulamaya bağlı kriterler belirlenmektedir. Tarama toplantıları sürerken 2006 yılında Hükümetlerarası Konferans’ta (HAK), “Bilim ve Araştırma” faslı için müzakereler açıldı ve fasıl geçici olarak kapatıldı. Şu<ins> </ins>ana kadar geçici olarak kapatılabilmiş olan tek başlık budur.

Kıbrıs, Ankara Anlaşması Ek Protokolü ve diğer sorunlar sebebiyle açılamayan başlıklar dışında kalan<ins>,</ins> önümüzdeki dönemde teknik açılış kriterleri yerine getirilebildiği takdirde açılması mümkün olan üç başlık : Rekabet Politikası, Kamu Alımları, Sosyal Politika ve İstihdam.

Türkiye’nin önünde bir engel bulunmamasına ve çoğu toplumumuza fayda sağlayacak konuları içermesine rağmen bu üç alanda mesafe alınamıyor. Kuşkusuz sosyal politika ve istihdam bu alanların en başında geliyor. Müzakerelerde 33 başlık arasında 19.’su. Bu yazıda Sosyal Politika ve İstihdam başlığının kapsamını ve yapılması gerekenleri incelemeye çalışacağım. Sosyal polika CHP programının temel direklerindendir.

Sosyal politika alanında AB süreci ne getiriyor?

Sosyal Politika ve İstihdam faslı için 2007 yılında Almanya’nın dönem başkanlığında 2 adet açılış kriteri belirlenmişti. Bunlardan ilki, sendikal hakların AB standartları ve ilgili ILO Sözleşmeleri ile uyumlu olmasının (özellikle örgütlenme, grev ve toplu sözleşme hakkı açısından) sağlanması. Bu amaçla Türkiye’nin mevcut kısıtlamaları ortadan kaldırması ve kamu ve özel sektörü de kapsayacak şekilde bu alanda tamamen gözden geçirilmiş bir mevzuatı kabul etmesi bekleniyor.

İkinci açılış kriteri ise, tüm işgücünün yararı için bu fasıla konu olan AB müktesebatının aşamalı olarak iç hukuka aktarılması, uygulanması ve yürütülmesini içeren bir eylem planının Avrupa Komisyonu’na sunulmasıdır. Hükümet bu eylem planını sundu fakat birinci kriter yıllardır yerine getirilmiyor.

AB raporları da bu eksikleri vurguluyor:

· İş hukuku alanında 2007, 2008, 2009 ve 2010 yılı Türkiye ilerleme raporlarında AB müktesebatının iç hukuka aktarımı konusunda Türkiye’nin herhangi bir ilerleme kaydetmediği tespiti yapılıyor.

· İş Kanunu’nun kapsamının tüm alanları kapsamadığı (örneğin tarımda 50’den az işçi çalıştıran işletmelerin bu kanun kapsamı dışında tutulduğu) ilerleme raporlarında ısrarla dile getiriliyor getirilmektedir.

İş sağlığı ve güvenliği düzenlemeleri neden yapılmıyor?

Sosyal Politikalar ve İstihdam başlığı altında ele alınan iş sağlığı ve güvenliği düzenlemelerinin yapılmaması ülkemizin yaşadığı acı deneyimlere her gün bir yenisini ekliyor. Bu düzenlemeler yapılmış olsaydı, göçük altında kalan maden işçileri ve Tuzla tersanesinde yaşananlar belki de hiç yaşanmayacak ve iş kazası nedeniyle zarara uğrayan işçilerin hakları da korunmuş olacaktı.

Yapılması gerekenlere bakacak olursak:

· 2007 yılından itibaren yayınlanan ilerleme raporlarına göre İş Sağlığı ve Güvenliği’ne ilişkin Çerçeve Direktifi hala iç hukukumuza aktarılmamıştır.

· Mevcut İş Sağlığı ve Güvenliği mevzuatı özel sektördeki tüm çalışanları kapsamamakta ve kamu sektöründeki işçileri kapsamı dışında bırakmaktadır. Bu alanda Sosyal Politika ve İstihdam faslının 2. açılış kriterini oluşturan ve Nisan 2010’da Avrupa Komisyonu’na gönderilen 2010-2011 Eylem Planı’nda İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun çıkarılması öngörülmektedir.

· 2010-2011 Eylem Planı’nda bu hükümlerin kanunla düzenlenmesi gerektiğini belirtmiş ancak buna rağmen 2010 yılı Eylül ayının sonunda yeni bir yönetmelik biçiminde ‘İş Güvenliği Yönetmeliği’ taslağını hazırlamıştır.

· Bu alanda AB Direktifleri’nin iç hukuka aktarılmasının geciktirilmesi, 2008 İlerleme Raporu’nda belirtildiği üzere bir anlamda Tuzla’daki iş kazalarına, 2010 İlerleme Raporu’nda belirtildiği üzere dramatik maden kazalarına sebep olmuştur.

Sendikal Haklar

Hükümet Avrupa Sosyal Şartı’nın örgütlenme hakkı, grev hakkı ve toplu görüşme hakkına ülkemiz adına neden çekince koyuyor?

2007 yılından itibaren yayınlanan tüm ilerleme raporlarında şu konular büyük önem taşımaktadır:

· Türkiye Avrupa Sosyal Şartı’nın 5. (örgütlenme hakkı) ve 6. (grev hakkı dâhil toplu pazarlık hakkı) maddelerine koyduğu çekinceleri kaldırmalıdır.

· ILO Konvansiyonlarının örgütlenme hakkı, grev hakkı ve toplu pazarlık haklarına ilişkin hükümleri tam olarak uygulanmalıdır.

· Kamu çalışanlarının sendikalara üye olmaları önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır.

· Mevcut sendikal hakların uygulamalarına getirilen kısıtlamalar ve sendika üyeliği nedeniyle işten çıkarmaların önüne geçilmelidir.

· Toplu sözleşmelerden faydalanan işçi oranı çok düşüktür ve yükseltilmelidir.

· İç hukuka aktarılması gereken mevzuatın yanında bunların uygulanması ve denetlenmesi için gereken idari kapasite yetersizdir ve güçlendirilmelidir.

· Üçlü düzey adı verilen sektörler arası, sektörel ve işletme düzeyindeki sosyal diyalog mekanizmaları geliştirilmelidir.

· Ekonomik ve sosyal politikaların oluşturulmasında, toplumsal uzlaşma ve işbirliğini sağlama amacıyla 21 Nisan 2001 tarihinde kurulmuş olan Ekonomik ve Sosyal Konsey performans göstermelidir. Konsey içindeki hükümet üyelerinin sayısı azaltılmalı ve sivil toplumun katılımı artırılmalıdır.

Ekonomik ve Sosyal Konsey neden toplanamıyor?

Ekonomik ve Sosyal Konsey, 15’i hükümet temsilcisi olmak üzere Başbakan’ın başkanlığında toplam 39 kişiden oluşur. En az 3 ayda bir toplanması gerekirken düzenli toplanmamaktadır. Toplantı çağrısı yapılmasına ve toplantıya katılacak temsilcilere Başbakan karar verir. Bu konuyla ilgili, Konsey’in üyesi olan DİSK 2008 yılında bir basın açıklaması yaparak 3 ayda bir toplanması gereken Konsey’in 19 ay aradan sonra toplandığını, ilgili tarafları temsil etmediğini, hükümetin kendine yakın kuruluşları davet ederek temsil dengesini bozduğunu ve Konsey’in hükümetin tek başına aldığı kararları ve politikaları onaylama merkezi haline geldiğini söylemiş ve katılmayarak protesto edeceğini açıklamıştır.

Hükümetin istihdam politikası ile nereye geldik, AB neyi işaret ediyor?

İlerleme raporlarında Türkiye’nin istihdam hedefleri açısından Avrupa Birliği’nin çok gerisinde olduğu sürekli olarak vurgulanıyor. Son ilerleme raporunda şu değerlendirme yapılmakta; genel istihdam oranı Avrupa Birliği’nde %69 iken Türkiye’de %45’in altındadır. Kadın istihdam oranı AB’de %60 iken Türkiye’de %22’dir. Türkiye’de genç işsizlik oranı TÜİK ve AB 2010 İlerleme Raporu’na göre %19,1 iken OECD’nin Temmuz 2010 açıklamasına göre %25,3’dir.

Kayıt dışı istihdamın çok yüksek olması (%44,8) ve bununla ilgili yeterli tedbirlerin alınmamış olması da önemli bir sorundur. Kayıt dışı çalışma aynı zamanda güvencesiz çalışma anlamına da gelmektedir. Kayıt dışı istihdam hangi kesimlerin işine geliyor? Sosyal politika faslını açmak için gerekli düzenlemelerin yapılması kayıt dışı ekonomiyi zayıflayacak, şeffaflık, hesap verebilirlik gibi değerleri güçlendirecektir. Çocuk işçiliği ile mücadele, kayıt dışı istihdam bunların başında gelmektedir.

Çözüm bekleyen bir diğer sorun ise Hükümetin şu iki konuya hiç değinmemesi ve çözüm önermemesidir: ‘İstihdam üzerindeki vergi yükünün ağır olması’ ve ‘Ücret dışı çalışan maliyetinin yüksek olması’.

Yazının yayımlandı yerler: Sosyal Demokrasi Dergisi, Durum Dergisi, Stratejik Bakış Dergisi, www.euractiv.com.tr

[cm_simple_form id=2]
Bu yazı Uncategorized kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın